ADIYAMAN’DA PİS OYUNLAR

MAZİYE YOLCULUKLAR – 145

 

ADIYAMAN’DA PİS OYUNLAR

 

            Adıyaman’da zaman zaman çirkin tezgâhlar kurulmuş, saf, cahil ve belli duyarlılıkları olan insanlar piyon olarak kullanılmıştır…

Piyonlar zarar verirken, bazen de zararlı çıkmışlardır…

Perdenin gerisinde kalan tezgâh sahipleri kazançlarını ellerini ovarak, göbek atarak kutlamışlardır…

 

Kötü insanlar, tarih boyunca insanların arasındaki dil, din, ırk, mezhep, aşiret ve düşünce farklılıklarını kullanarak kardeş gibi bir arada yaşayanları, birbirilerine düşman etmişler; birbirine kırdırmışlardır…

 

Ülkeleri birbirlerine düşürüp savaşa sürükleyenler, halkların kırılmasına neden olanlar silah tüccarlarıdır…

Savaşları tahrik eden bu tüccarlar, her ülkede rüşvetlerle kendileriyle işbirliği yapan yöneticiler bulmuşlardır…

 

Aynı ülkede yaşayan ve farklılıkları olan insanları birbirine karşı kışkırtanlar, kırdıranlar, kandan ve gözyaşından çıkar sağlayan gruplardır…

 

Proudhon: Mülkiyet hırsızlıktır, der… 

Türkiye’de mülkiyetin el değiştirmesi hep kanlı olmuştur…

Araştırmacı, yazar Sait Çetinoğlu diyor ki:

Türkiye’de hem taşra hem de İstanbul sermayesinin kaynağı 1915 yılından sonra el konulan Ermeni birikimleridir…

 

            Çirkin oyunlar din, dil, ırk, mezhep ayrılığı bahane edilerek tezgâhlansa da esas neden ekonomiktir…

            Çıkar kavgasıdır…

 

            Bütün savaşların, askeri darbelerin sonuçlarına bakınız:

Kaybedenler işçiler, köylüler, küçük memurlar, küçük esnaflar yani halktır…

Savaşlarda halkın çocukları topların önüne yem olarak atılırlar… Ölen onlardır. Sakat kalan onlardır.

            Grevler yasaklanır…

            Maaşlara zam istemeye kimse cesaret edemez…

            Köylüler sesini çıkaramaz…

            Yağmur gibi gelen zamlar halkın belini kırar…

            Savaş ağalarının, darbecilerin sevmediği kimi sermaye sahipleri de kaybedenlerin arasına katılırlar…

 

Savaşların ve darbelerin kazananları her zaman yerli ve yabancı işbirlikçileridir…

            Parlamentonun çıkarmaya cesaret edemediği bütün anlaşmalar, kanunlar darbe günlerinde çıkarılır… 

Başkalarını vatan hainliği ile suçlayan darbeciler, vatanın yeraltı ve yer üstü kaynaklarını yabancılara peşkeş çekerler…

            İçi boş nutuklarla gizli anlaşmaları halktan saklarlar…

Seslerini yükseltmesi muhtemel kesimleri işkenceden geçirirler…

Zindanlara atıp sustururlar…

Darbeciler ve işbirlikçileri vatanseverlik maskesiyle her pisliğe bulaşırlar… Mülklerine mülk katarlar…

Halk yoksullaşır… Halk ezilir… Çaresiz bırakılır…

 

Adıyaman’da oynanan pis oyunların tarihine bakmakta yarar var…

1915 yılında Adıyaman’da oynanan oyunun baş aktörleri İttihat ve Terakki denen cemiyetin mason olan cellâtları ve yerli işbirlikçileridir… Onları Adıyaman’da temsil edenlerdir…

1915 yılından sonra Adıyaman’da el değiştiren tapulara bakınız… Kimlerin mülk sahibi olduğunu görürsünüz…

Bu olaylarda görev alan piyonlara kalan tek şey, masum komşularını nasıl öldürdüklerini, Fırat Nehrine nasıl attıklarını anlatmak kalmıştır…

Bu gün bile babalarının, dedelerinin çoluk çocuğu nasıl öldürdüklerini övünerek anlatan zavallı evlatlar var…

Allah’ın verdiği canı almakla övünenler ve çocukları, yarı aç yarı tok yaşıyorlar…

Mülk sahibi ettiklerinin piyonluğuna da devam etmektedirler…

 

İttihat ve Terakki denen çete Almanların işbirlikçileridir…

Bu ülkenin kaynaklarını Almanlara nasıl peşkeş çektiklerini öğrenmek isteyenler, İletişim yayınlarında çıkan “Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler” isimli kitabı okusunlar… Alınan ve verilen rüşvetleri, peşkeş çekilen ülkenin kaynaklarını, karaborsa yaratarak vurgun vuranları, gencecik kızların yabancılara nasıl pazarlandığını tiksinerek okuyacaksınız…

Gizli belgeler, bize kahraman diye tanıtılanların çirkef yüzlerini açığa çıkarmakta, nasıl alçaldıklarını göstermektedir…

 

 İzmir’de yayınlanan Hukuk-u Beşer gazetesinin sahibi ve başyazarı Hasan Tahsin (Nam-ı diğer: Osman Nevres), köşesinde:

“Memleketi kan, sefillik içinde bırakmış ve en sonunda önemli bir serveti yüklenerek adi hırsızlar gibi bilinmeyen bir yere giden İttihatçıların halk arasında nüfuzlarını koruduklarını ve düşünceleri baskı altında tuttuklarını,” yazmıştı.

 

            “İttihatçıları ülkeyi felakete sürükleyen ne idüğü belirsiz bir grup olarak niteleyen Müsavat’ın 17 Ocak 1919 tarihli nüshasında:

“Elimizi Kuran’a basarak soruyoruz: Allah için söyleyiniz. İttihat ve Terakki denen cellâtlar kitlesinin bu memleket halkına yaptığı zulmü, kâinat sahnesine gelip hangi Haccac yapabilmiştir? Hangi vahşi hayvanat sürüsünün bu kadar insan parçaladığı, kan içtiği görülmüştür? El aman zulmün çetin ve zağlı (cilalı) tırnaklarından el aman!” diye yazıyordu.

Ne yazık ki Adıyaman’da bazı insanlar, bu cellâtların uşaklığını yapmıştır… Ellerini kana bulamıştır…

 

            Tanık olduğum 1964 olaylarını hatırlayalım.

            Kıbrıs’ta Rumlarla Türkler arasında yaşanan sorunlar bahane edilerek, Adıyaman’da tehcirden geriye kalmış az sayıdaki Süryanilerin yaşadığı mahalleye saldıralar olmuştu…

            Rumlar ayrı halktır. Süryaniler ayrı halktır. Dilleri ayrıdır. İnançları ayrıdır.

            Rumlara kızarken, Süryanilere saldırmanın tek nedeni onları korkutup kaçırmak, mallarına el koymaktı…

            Piyonlar sahnede salya akıtırken, perde gerisindekiler ölü fiyatına birkaç tapuyu daha tapularına katma hesabı yapıyorlardı…

 

            1978 yılında tanık olduğum, duyduğum birkaç olayı sizinle paylaşayım.

            Adıyaman Lisesinde okuyan Alevi çocuklara baskı yapmaya başladılar… Gençlerin çoğunu tanıyordum… Okumak, bu ülkeye yararlı insanlar olmak istiyorlardı… Provokatörler bu çocukları rahat bırakmadılar…

Bu gençler pis oyunlara alet olmayınca, okulla ilişkilerini kestiler…

            Alevi köylerinden gelen yüzlerce veli, lisenin önünde toplandılar… Çocuklarının okuldan atılmasının gerekçesini sormak istediler…

            Emniyet güçleri bu haklı insanları dinlemek yerine onlara saldırdı… Adıyaman sokaklarında çatışmalar yaşandı.

            Oradaydım… Olayları izliyordum. Bir devletin emniyet güçleri “çocuklarımız okusun” diyen insanlara saldırıyordu…

 

            Bu ülkede “Aleviler okuyamaz” diye kanun yok…

Darbeciler ülkede kargaşa istiyordu. Çatışma istiyordu. Karanlık eller, Adıyaman’da bulduğu piyonlarla Alevi-Sünni çatışması istiyordu…

Bütün pis oyunlara ve kışkırtmalarına rağmen Adıyaman’da Alevi-Sünni çatışmasını yaratamadılar…

 

1978 yılında Adıyaman’da Dursun Çavuş’un camisine, cemaat namazdayken ses bombası atılır… Cemaat namazı yarım bırakır, dışarı çıkar… İki karanlık kişi, camiden çıkan cemaate “Aleviler, komünistler camiye bomba attı” diye halkı tahrik etmeye başlarlar…

Namaza geç kalmış namuslu bir mümin, camiye gelirken bunların camiye ses bombasını attığını görmüş…

Cemaatin yayına gelince bu iki karanlık kişiye seslenir:

— Ne bağırıyorsunuz. Bombayı siz attınız. Namaza yetişeyim diye gelirken, şurada sizin attığınızı gözlerimle gördüm.

Oradaki cemaat kendi mahallelerinde oturan, daima camiye gelen komşularına inanırlar…

“Aleviler, komünistler camiye bomba attı” diye halkı tahrik eden ve daha önce camiye namaza hiç gelmemiş iki karanlık kişiyi yakalayıp polise teslim etmek isterler… İki karanlık kişi kazdıkları kuyuya düşmek üzereyken, tazı gibi kaçıp kurtulurlar…

Bu provokasyon sonuçsuz kalır…  

 

19 Aralık ile 26 Aralık 1978’de Kahramanmaraş‘ta katliam yapıldı.

Bu katliamın temelinde ekonomik çıkar vardır:

“Maraş’taki vahşetin bu denli büyük boyutta olmasında kentte son yıllarda yaşanan değişimin de payı var. Pazarcık Ovası’nda pamuğun değer kazanması, tarımla geçinen Alevilerin zenginleşerek Maraş merkezine yerleşmesi, zengin Sünnileri tedirgin ediyordu. Alevilerin sosyal yaşamda aktif yer alması daha önce sağ kesime ait olan ‘statü’ye ortak olmaları, hatta zenginlikte onları geçmeleri büyük rahatsızlıklara yol açıyordu.”

Bazı işadamlarının, belli gruplara bolca para verdikleri sonradan meydana çıkmıştır.

Bu işadamlarının isimleri ve verdikleri paraların miktarı basına yansımıştır… İsteyen herkes, internette bunlar hakkında yazılanları okuyabilir…

 

Maraş’taki katliamın temelinde darbeye hazırlık vardır…

İşte sonraki yıllarda meydana çıkan gerçekler:

O zamanki Kahramanmaraş valisi Tahsin Soylu, kentte askeri güç gönderilmesini istemiştir, ancak talebi uygun görülmemiştir.

 

Bülent Ecevit, olayların kendisini uzun süredir direndiği sıkıyönetim talebine zorlamak için kontrgerillalar tarafından çıkarıldığını söylemiştir…

 

İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, şöyle demiştir:

— Ben istihbarat örgütünün oradaki cinayetlere, oradaki katliama katkı yaptığını düşünüyorum. Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı… Bakanlık görevim boyunca MİT’ten bilgi alamadım.

 

Olaylardan önce Milli Piyangocu kıyafeti giymiş 26 kişi kente gelirler. Otel kayıtlarında bu kişiler piyangocu olarak kaydedilir. Kayıtlar 1979’da Milli Piyango İdaresi’ne sorulur. İdare bu kişilerin kendi çalışanları olmadığını bildirir.


            Olaylar başlamadan önce ABD Büyükelçiliği 1. Kâtibi CIA şefi Alexander Peck’in Maraş’tadır. Peck’in adını vermese de dönemin Maraş Emniyet Müdürü Kazım Ulusoy da bazı ABD’lilerin Maraş olaylarından önce kente geldiklerini, otelde konakladıklarını doğruluyor. Maraş’tan sonra aynı şahıs Çorum, Tokat ve Amasya’da da görülmüştür…
             

İşadamları, CİA, MİT, Kenan Evren ve diğer darbeciler, kullandıkları piyonların katliamını zevkle seyretmişler…

 

O günlere geri dönelim…

Maraş’ta katliam yapılırken, Adıyaman’ın bir dağ köyünde öğretmendim. Olayları radyoda takip ediyordum.

Adıyaman’da da bir provokasyona girişebilirler diye saatler süren uzun yolu yaya yürüyerek Eskisaray’a geldim…

Amacım arkadaşları uyarmak, ilimizde de tezgâhlanacak oyunu boşa çıkarmaktı…

Eskisaray’da alevi esnaf arkadaşlarla konuştuktan sonra Atatürk heykeline doğru yürümeye başladım. Eskisaray camisini geçtikten sonra sokağın içindeki sinemanın önünde dört kişi duruyordu. Bana yabancı gelmediler… Onlar beni görünce dördü bana doğru koşmaya başladı.

Koşarken bağırıyorlardı:

— Maraş’ta kökünüzü kazıdık! Sıra sizde! Sen öldün!

Garibin şansı olmaz, derler. Benim ki de o hesap. Onlar koşup gelirken, arkamdan büyük bir kamyon geçmeye başladı. Kaçma şansım kalmadı. Yol yorgunuydum… Kavgadan kaçmaya alışık değildim…

Kâhta’da, 1975’te bana kırk kişi birden saldırırken, altı kişi mermi sıkarken yine kaçmamıştım. Adanalı bir asker dostum, kendini bana siper etti. Silah sesini duyan dostlarım parktan, toprak kulüpten, sokaklardan geldiler… Birdim… Bin olduk. Kurtuldum. 

 

Saniyeler içinde karar vermem gerekti. Karar verdim. Sol elimdeki pakete sağ elimi soktum. Bağırdım:

— Gelin! Hepinizi geberteceğim.

Koşarak gelenler durdular… Geri dönüp tavşan gibi kaçmaya başladılar…

Ben, kovalamaya başladım.

Arkalarından bağırıyordum:

— Kaçmayın o. çocukları! Ben Kâhtalıyım! Hepinizin…

Onlar beni çok iyi tanıyorlardı… Elimdeki pakette el bombası olduğunu sanmışlardı…

Daha önce ki kavgalarımızda boş gezmediğimi bilenler, üstüme kolay kolay gelmezlerdi… Maraş katliamı bunları yüreklendirmişti…

Elimdeki paket canımı kurtarmıştı. Beni öldürmeye gelenler, kaçıp gözden kayboldular…

 

Harıkçı caddesinde daha önce Kâhta’da kalmış fotoğrafçılık yapan adaşımın işyerine uğradım. Adaşımın yanında bir bey vardı. Çay içiyorlardı. Biraz önce yaşadıklarımı anlattım.

Adaşım, yanında birlikte çay içtiği kişinin komiser olduğunu söyledi.

Komiser, o sinemada Maraş katliamının benzerinin Adıyaman’da da uygulamak için toplantı yapıldığını, benim şans eseri kurtulduğumu, söyledi. Emniyetten bazı arkadaşlarının onlarla birlikte hareket ettiğini aktardı… Çok dikkatli olmalısınız derken, işyerine yedi resmi giyimli polis girdi.

Gözlerimin içine bakarak sordular:

— Kâhtalı Cantekin sen misin?

Sinirli bir şekilde yanıtladım:

— Evet, benim!

— İçinde el bombaları olan paketi nereye koydun?

Çay içen komiser ayağa kalktı. Yedi polise yaşadıklarımı anlattı. Masaya koyduğum paketi göstererek:

— Paketin içinde orlon var. Atkı yaptırmak için almış.

Yedi polisten, bıyığı aşağı doğru sarkık olanı pakete elini uzattı. Korka korka açtı. İçinde kırmızı renkli beş yumak ip çıktı…

Çok üzüldüler:

— El bombalarını nereye sakladın!

Tartışmaya başladık. Komiser tartışmaya katıldı.

Yedi polise sordu:

— Cantekin’in yolunu kesen, saldıran o dört kişinin ismini verin. Şikâyet edecek… Siz yol kesenlerimi koruyorsunuz?

Biraz daha süren tartışmanın sonunda yedi polis çekip gittiler…

 

Komiser de gitmeden önce beni uyardı:

— Yalnız gezme. Kâhtalıların hepsi kendilerine çok güvenirler… Kanınızı içmek için bekleyenler, mertçe size saldırmazlar… Kendinizi kahpece saldırılara karşı her zaman koruyacak uyanıklıkta olmalısınız.

Cevap verdim:

— Teşekkür ederim.

Komiser gittikten sonra adaşıma sordum:

— Bu iyi komiser nerelidir?

— Tunceli…

 

O günden sonra çok toplantılar yapıldı. Adıyaman’ı Maraş’a çeviremediler…

Adıyamanlıların sağduyulu Alevi ve Sünnileri, kahpece oynanmak istenen oyuna alet edilemediler…

Darbeye giden yolun taşı olmadık…

Alevi kardeşlerimizi düşman görmek için hiçbir sebep yoktu…

Masmavi gökyüzünün altında herkes kendi diliyle, inancıyla kardeşçe yaşamak istiyordu…

Kardeşliği bozmak isteyenler hayal kırıklığına uğramışlardı…

 

Bu günlerde de ülkemizde oyunlar oynanıyor…

Adıyaman’da Alevi kardeşlerimizin evlerini işaretlediler…

Adıyaman’da ve ülke çapında Sünni ve Alevi vatandaşlar, siyasetçiler, yazarlar, kardeşler arasına kin ve nefret tohumu ekmek isteyen kan içicilere karşı net tavır aldılar.

Kan içicilerin piyonu olanları, yüzyıllar önce Hz. Ali uyarmıştır.

Hz. Ali diyor ki: Açlığın için onurundan vazgeçersen, Açlığın geçer; ama onursuzluğun baki kalır…

 

En güzel manşeti Kahtanet atmıştır:

YOKSA SİZ ADIYAMAN’I MARAŞ MI BELLEDİNİZ…

 

Ben Albert Einstein gibi düşünüyorum:

“Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8’den fazla kategoriye ayrılırlar.

Hâlbuki olay o kadar komplike (karışık) değildir.

İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar:

İyi insanlar ve kötü insanlar…”

 

Sevgili İyi insanlar, kötü insanların oyunlarına gelmeyiniz…

            Irk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere farklılıklarımız ne olursa olsun, bütün iyi insanlar kardeştir…

 

            Irk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere farklılıkları ne olursa olsun, bütün kötü insanlar da birbiriyle kardeştir…


           





 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir