AMASYALI ASKER

 

 

           

            Lice’de, ülkemin her bölgesinden gelen öğretmenler vardı.  

Çoğu yeni atanmış stajyer öğretmenlerdi. Bu genç arkadaşların bazıları bu bölgeyi yeni görüyorlardı. Lice ilçesinde yaşananlar çoğunu tedirgin ediyordu.

Aslında hepimiz ürkek birer kuş gibiydik…

Hepsinin kafasında stajyerliklerinin kalkması ve iki yılını doldurup tayinini istemek vardı…

 

Ramazan’ın kahvesi memur ve öğretmenlerin tek buluşma mekânıydı…

Ayrı okullarda çalışan öğretmenlerin sohbet, dertleşme, oyun oynama merkeziydi…

Öğretmenlerin, memurların çoğunu burada tanıdım.

Dostluklarımız, Ramazan’ın çaylarını yudumlarken gelişti…

 

Aynı okulda birlikte görev yaptığım Amasyalı Orhan öğretmenle, arkadaşlığımız ilerlemişti…

Orhan öğretmen dürüst bir arkadaştı.

Namaz kılar, oruç tutardı. Yobaz değildi. Bağnaz bir kişiliği yoktu.

Ahmet Kaya hayranıydı.  Ahmet Kaya’nın bütün kasetlerini almış, bekâr evinde yalnızlığına, hasretine ilaç ediyordu…

Orhan öğretmeni severdim. Gurbetin kahrını çekmiştim… Yirmi yılı aşmış öğretmenlik deneyimim vardı… Bir ağabey gibi her konuda yardımcı olmaya çalışırdım…

 

            Mevsim bahardı. Doğa yeşile bürünmüş, çiçekler ve güller mekânımız olan belediyenin önündeki bahçeyi güzelleştirmişti…

Kahveci Ramazan bu bahçeyi kiralamış, masa ve sandalye koymuştu.

Okuldan, Orhan öğretmenle birlikte çıktık… Belediye bahçesine gittik. Boş bir masada karşılıklı oturduk… Çaylarımızı söyledik…

Yanımıza bir asker geldi. Orhan öğretmen ayağa kalktı. Sarıldılar. Masamızdaki üçüncü sandalyeye gelen asker oturdu. Ben de hoş geldin, dedim…

Kahveci çay dağıtıyordu. Masaya üç çay bıraktı.

 

            Amasyalı Orhan öğretmen,  gelen asker arkadaşı tanıttı:

— Lice’de iki Amasyalıyız… Asker arkadaş bizim köylüdür. Kapı komşumuzdur. Burada jandarma olarak askerliğini yapıyor. Yüzbaşının emir eriydi. Yüzbaşının tayini çıkıp gidince, yeni yüzbaşının emir eri olarak askerliğini bitirecek. İki haftası kaldı. Teskere alacak.

            Orhan öğretmen asker arkadaşa beni tanıttı:

            — Mahmut Bey, öğretmendir. Aynı okulda görev yapıyoruz. En sevdiğim, Lice’de bana en çok yardımcı olan bir arkadaştır. Stajyerlik dosyamı onun verdiği belgelerle tamamladım. Onun gibi dürüst, yardımsever arkadaş zor bulunur.

            Orhan öğretmenin gözlerine baktım:

— Orhan, kardeşiz… Sen bana, ben sana yardım etmek zorundayız.

 

Çay içerken sohbet koyulaştı. Asker arkadaşla birbirimize iyice ısındık.

Kültürlü, efendi bir arkadaştı.

Yüzbaşının nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu Licelilerden değil, onu en iyi tanıyan bu asker arkadaştan öğrenmek istedim. İki hafta sonra teskere alıp gidecek. Bu fırsatı değerlendirmeliydim…

 

 

Kahveciden üç çay daha istedim.

Asker arkadaşın gözlerine baktım. Bir ricada bulundum:

— Bu Lice ilçesine geldiğim günden beri memurun, öğretmenin, köylünün, esnafın, işçinin, öğrencinin yani her kesimin dilinde bir yüzbaşı var. Sen askerliğini onun yanında yaptın. Onu en iyi sen tanırsın. Yüzbaşının hakkında anlatılanlar yazılırsa on ciltlik bir eser çıkar… Bu adam nasıl bir adamdır? Hakkında söylenenlerin gerçekle bir ilişkisi var mıdır? Bu kadar korku salan kişilik nasıl bir kişiliktir?

— Mahmut öğretmenim, sen beni tanımazsın. Ben seni iyi tanıyorum. Köylüm, arkadaşım Orhan her buluşmamızda senden bahsediyor. Birkaç sefer evine de götürmüşsün. Çok okuyan ve yazan biri olduğunu da söyledi. Askere gelmeden ben de okurdum, yazardım. Buraya geldim. Ben benden utanır oldum… Ben gördüklerimden utanır oldum… Ben yaşadıklarımdan utanır oldum… Ben nesini anlatayım. Senin duydukların on cilt ediyorsa, benim gördüklerim yirmi ciltten fazla doldurur. Hepsini anlatmaya zamanımız yetmez. Bulunduğumuz ortamda anlatmaya uygun değil, sen de biliyorsun.

— Kısaca bu meşhur yüzbaşıyı anlatırsan merakımı gideririm.

Çay bardağını kaldırdı. Biraz içtikten sonra derin bir nefes aldı. Düşünmeye başladı.

 

Bana bir soru ile giriş yaptı:

— Sen ve Orhan arkadaşım öğretmensiniz. Her gün okula gidiyorsunuz.  Çocuklara bir şeyler öğretmek için günlük, aylık ve yıllık plan yapıyorsunuz. Doğru mu?

— Evet.

— Yüzbaşının eşinin Cumhuriyet İlkokulunda öğretmen olduğunu biliyorsunuz. Bayan öğretmeni okulda hiç gördünüz mü? Atamaları buraya yapıldığında ve tayinleri çıkıp gidene kadar derse girmeden maaş ve ders ücreti almadı mı? Okula para almaya bile gelmezdi. Okulun hizmetlisi Abdullah evine kadar getirip verirdi… Hiç kimse şikâyet edebildi mi?

— Haklısın. Hepimiz biliyorduk. Şikâyet edenin başına ne geleceğini de herkes biliyordu.

— Şikâyet eden faili belli öbür dünyaya giderdi…

 

            Bir sigara yaktı. Yüzüme bakarak devam etti:

— Yüzbaşı buradan gitmemiş olsaydı, onun hakkında tek kelime konuşamazdım. Beni de kurşuna dizerdi. Ben askerliği yedim bitirdim. Bu iki hafta da geçer. Teskere alıp, Allah’ın izniyle kurtulacağım. Yüzbaşı çok gaddar bir insandı. Acıma duygusu yoktu. Onun gözünde bir insanla bir sineğin farkı yoktu. İnsanları hiç sevmezdi. Parayı çok severdi. Çok uyanıktı. Burada köşe oldu gitti. Bizim bütün jandarmalar bilirler. Üç parça eşya ile Lice’ye geldi Giderken eşyasını biz yükledik. Koca kamyona eşyalarını zor sıkıştırdık. Onun Licelilerden aldığı mark, dolar, altın ve Türk parası çuvalları doldurur… Burada aldığı on sülalesine yeter. Ama Lice merkezde oturanlara, köylülerine yüzbaşının yaptığı kötülüğü hiç kimsenin yapacağını sanmıyorum. Kaç ev, kaç köy yaktı. Kaç köylü öldürdü. Tavuk öldürse terörist öldürdüm, derdi… Köylü öldürse terörist öldürdüm, derdi. Bütün jandarmalar, ben dâhil hepimiz çok korkardık. Çarşıda kaç dükkân yaktı. Bir film seti düşün. Senarist, rejisör ve başrol oyuncusu yüzbaşıdır… Bizim tertip ve bizden sonra gelen tertipler bu senaryonun figüranlarıdır… Ben ağzıma kadar doluyum. Sen yüzbaşının karakterini, kişiliğini öğrenmek istiyorsan git Muhtar Sait ile görüş… Yakılan o iki marketin sahibiyle konuş… Bizim jandarma karakolunun bitişiğinde yakılan tuhafiye sahibi ile görüş. Lice köylüleri ile görüş…

            Amasyalı asker, dokunsan ağlayacak bir şekilde masadan kalktı:

         Ben gidiyorum. Kendinize iyi bakın.

Yürüdü. Giderken arkasına bile bakmadı.

 

            Amasyalı Orhan öğretmen, giden kapı komşusu, sınıf arkadaşının arkasından baktı:

             — Çok iyi bir arkadaştır. Karıncayı bile incitmeyecek kadar yufka yürekli bir insandır. Köyde, okulda hepimiz ona kültüründen, insanlığından dolayı saygı duyardık. Çok okurdu. Güzel şiirler yazardı. Toplumsal içerikli şiirlerdi. Burada yaşadıkları, gördükleri onu bunalıma soktu. Pazar günü bizim evdeydi. Gördüğü olaylardan bir kaçını anlatırken ağladı.

 

            Orhan başı ile masamıza gelen birini işaret etti:

            — Şu gelene bak. Konuştuklarımızı anında bir yerlere yetiştirir. Komşumun iki haftası kalmış. Bu cehennemden kurtulacak. Başını yakmayalım.

            Gelen kişiye baktım. Lice’de  “anten” denenlerden biriydi… Oturduğumuz masaya geldi. Anten duyduklarına bin katarak ispiyonculuk yapanlara denirdi…

Selam verdi.  Daha  “anten” oturmadan Orhan öğretmene işaret ettim:

— Markete gidecektik. Geç kaldık. Kalk gidelim.

             “Anten”  ayakta beklerken, çay paralarını ödeyerek, kahvehaneden ayrıldık…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir