MAZİYE YOLCULUKLAR – 82 – BOKBÖCEĞİ KADOG

MAZİYE YOLCULUKLAR -82

 

BOKBÖCEĞİ KADOG

 

 

            İllerde ve ilçelerde açılan Yatılı İlköğretim Bölge Okullarının temelleri, kentin dışında büyük arsalarda atılırdı…

Yıllar sonra köylerden göç alan merkezler büyümeye başlayınca, bu okulların etrafı evlerle ve işyerleriyle dolmaya başladı…

            Adıyaman Yatılı İlköğretim Bölge Okulu şehrin kuzeyinde, Pirin denen mevkide yapılmıştı…

 

            12 Eylül darbesi, çoğu yerde olduğu gibi Adıyaman Yatılı İlköğretim Bölge Okuluna da el koydu…

Öğrencilerini ve öğretmenlerini dağıttı…

Okul, sorgulama ve işkence merkezine dönüştürüldü

 

Bu binada yükselen feryatları kırmızı topraklı tarlalar, tarlalardaki otlar ve taşlar dinliyordu…

Okulun önünden köylere giden bir yol vardı.  Bu yoldan geçen yolcular da işkenceden yükselen sesleri duyduklarını yakınlarına anlatırlardı…

 

            Adıyaman Yatılı İlköğretim Bölge Okuluna, 12 Eylülden sonra Pirin Palas denmeye başlandı…

Halk bu ismi, mevkisinden ve uzun süreli göz altılardan dolayı vermişti…

            Pirin Palas’ta görev yapanlar, insanlık dışı uygulamalarda hiç sınır tanımayanlardı…

 

İşkenceden sonra bırakılanların anlattıkları hızla yayıldı…

Halkın üzerinde korku bulutları dolaşmaya başladı…

            Adıyaman merkezinden, ilçelerinden, beldelerinden, köylerinden binlerce insan Pirin Palas’ta işkence gördü…

 

            Pirin Palas korku merkezi olmuştu…   

            Pirin Palas’ın ismi bile insanları ürkütmeye yetiyordu…

            Gözaltı süresi doksan gündü. Evrak üzerinde bırakıldı alındı yapılarak bu süre bazı kişiler için yüz seksen günü buluyordu…

 

Yüz seksen gün, altı ay eder…

Bir işkence merkezinde bu sürede kalan kişilerin yerine kendinizi koyun ve düşünün…

            Yıllar sonra süre kırk beş güne indirildi…

 

            Pirin Palas’a, yasadışı örgüt üyelerinden daha çok siyasetle ilişkisi olmayan, iftiraya uğramış insanlar getirildi…

İşkencelerden geçirildi…

 

            Her yerde cadı kazanı kaynıyordu…

            Cadılar insan avı başlatmıştı…

            Suçlu suçsuz demeden her iftira atılan kişi, Pirin Palas’ta uzun süre işkence görüyordu…

           

Çok iyi tanıdığım, yasadışı hiçbir örgütle ilişkisi olmadığını herkesin bildiği çiftçi Aziz, kasap Derviş, Kahveci Halil, öğretmen Ahmet, öğrenci Sait, fırıncı Mehmet, yetmiş yaşındaki köylü Abuzer, bakkal Sabri gibi yüzlerce kişi bokböceklerine haraç vermedikleri için Pirin Palas’ta işkence gördüler…

 

            Bokböceklerini anlatan yazılarımı okuyan hemşerilerimle karşılaşıyorum:

— Ben de ihbar edildim, Pirin Palas’a atıldım, diyorlar.

Şaşırıyorum. O kadar çok insan ihbar edilmiş ki hala duymadıklarım var…

           

Ahmet öğretmenin 56 gün Pirin Palas’ta yattığını bir ay önce başkasından duydum.

İnanamadım. Çocukluğunu bilirim. 25 yıldır Mersin’de görüşürüz.

Ne sağcıdır, ne solcudur, ne de futbolcudur…

Ne gazete okur ne de kitap…

Avukat ağabeyi sayesinde 56. günde kurtulmuş…  

 

            Kendisiyle görüştüm:

— Seni içeri atan sistem körmüş, dedim…

Dini inançları güçlü olmasına rağmen, “Allah belalarını versin” demeye korktu…

Verdiği cevap beni şaşırttı:

— Darbe dönemiydi. Hiçbir suçum yoktu ama normaldir…

 

56 gün suçsuz yere içerde yatıp gördüğü işkenceye normal diyecek beyin anormal beyindir… Zekâ sıfırın altında otuz derecedir…

Kabak dedim… Kürtçe de kabak dedim… Yüz lisan bilseydim yüz dilde kabak derdim…

Geri zekâlı diyemedim… Üstün zekâlı dediğim şeklinde anlayabilirdi…

 

Uğradığı haksızlığı normal karşılaması bilinç seviyesini gösteriyordu…

Bugün hala bir adım ilerleyemiyorsak, uğradığımız haksızlıkları kadermiş gibi normal görmemizdendir…

Beni Pirin Palas’a üç defa götürdüler…

 

İşkencede her çıkışımda Kâhta’ya gittim.

Annemin, babamın elini öptüm…

Üçüncü çıkışımda da Kâhta’ya gittim…  Babamların ellerini öptükten sonra kendilerinde kalan üç ve beş yaşındaki iki çocuğumu alıp Mersin’e dönecektim…

 

Eski çarşıdan bizim eve giderken, Hacı Hafız Koyuncu’nun evinin önünde bokböceklerinin en utanmazlarından Kadog ile karşılaştım…

 

Beni görür görmez ceketinin düğmelerini ilikledi… Elimi öpmeye kalktı… Salyası elimi kirletmesin diye kolumu geri çektim…

Bir makineli tüfek gibi çenesi çalışmaya başladı:

— Ağabey çoktan beri Kâhta’da yoksun. Seni çok özledik…  Senin gibi büyüklerimiz yolumuzu aydınlatsın diye bekliyoruz… Biz mücadeleyi bırakmadık… Büyük bir azimle mücadeleye devam ediyoruz… Bu yolda canımı vermeye hazırım… Paraya ihtiyacın var mı? Ne kadar para istiyorsan vereyim… Sen bizim canımızsın… Öldür de öldüreyim… Ne görev verirsen hazırım… Ben senin emrindeyim…

 

Canım sıkıldı… Bokböceği olduğunu bilmediğimi sanıyordu… Belki de kendisi hakkında bana anlatılacaklara inanmamam için şimdiden yağ çekiyordu…

Bir sigara çıkardım. Çakmağımı çakmadan kendisi sigaramı yaktı…

— Kadog, dedim. Pirin Palas’ta çıkalı iki saat olmadı… Çok yorgunum… Paraya da ihtiyacım yok… Ben artık Kâhta’dayım. Seninle daha çok görüşürüz…

 

Eve doğru yürüdüm…

Her Kâhta’ya ayak bastığımda bir bokböceğini karşıma çıkaranlar, işkencede alamadıklarını satılmış hemşerilerimle almaya çalıştılar…

Avuçlarındaki kiri yaladılar…

 

 Orta boylu, çelimsiz, sinsi bakışlı, malul bokböceği Kadog, sen öz akrabanı bile ihbar ettin…

Soyadını taşıyan bu akrabanı Pirin Palas’a gönderdin. İşkence görmesinden vicdanın sızlamadı…

Yüzlerce hemşerini bir sigara, bir aferin için ezdirdin…

 

Ticarete girdin. Gözlüklü ortağını, mal aldığın tüccarları, sipariş veren müşterilerini dolandırıp kaçtın…

Yıllarca izini kaybettirdin…

 

Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır, derler…

Sen de dönüp dolaşıp Kâhta’ya geldin… Kâhta’daki bokböcekleri yetmezmiş gibi sayı çoğalttın…

Adam yerine koysunlar diye tabela partilerinden birinin tabelasını astın…

 

Bokböcekliğini çok sevmiş olmalısın ki işini sürdürdün…

Bokböceği Kadog, sen beni ben de seni iyi tanırım…

Kâhtalı hemşerilerimin çoğunluğu seni iyi tanır…

 

Geçen gün bir Kâhtalının yazıhanesine gittim. Eski bir dostla karşılaştım. Kâhta’yı konuştuk. Bokböceklerini konuştuk. Senin kulaklarını çınlattık.

Dostum, senin kardeşini nasıl ihbar ettiğini anlattı…

 

Bokböceği Kadog, hani Hacı Hafız Koyuncu’nun evinin önünde bana bir söz vermiştin:

— Ne dersen yapmaya hazırım.

Yol gösterici büyüğün olarak ilk görevi veriyorum.  Diğer görevleri de sonra yazarım…

Birinci görevin:

— Bir aynanın karşısına geç… Köseleye dönmüş o suratına iyice bak… Tükürük bezlerini dört dörtlük çalıştırarak avurdunda tükürük biriktir… Ağız dolusu tükürüğü kösele suratını gören hain gözlerinin içine boşalt… Tükürüğü silmeden evinizin damına çık…  Avazın çıktığı kadar bağır: Bu gördüğünüz Kadog, kişiliksiz kişidir… İftira, ihbar, dolandırıcılık, ahlaksızlık, yalancılık Kadog’un işidir… Kadog ile diğer bokböcekleri güzelim Kâhta’nın çürük dişidir…

Sesini Mersin’de duymalıyım… Bir yerlerin yırtılıncaya kadar bağır…

Bokböceği Kadog, görevini iyi yap. Seni izliyorum…

En büyük mücadele, adam gibi adam olmak için çaba göstermektir…

Aynada gördüğün suratta insanlık izi kalmış mı?

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir