DELİ ÖRFİ TERÖRİST OLDU

 

 

            Her köyde, her beldede, her ilçede ve her ilde bir veya birkaç deli denen zihinsel özürlü insanlarımız vardır…

Köyün delisi, ilçenin delisi deyimlerini hepimiz biliriz…

Bu insanların özürlerinin aynı oranda olmadığını da hepimiz biliriz.

Zararsız deli, deriz… Tehlikeli deli, deriz… Allah’ın safı, deriz…

Deli denen bu insanlardan bazılarının, akıllı geçinen çoğumuzdan daha az zararlı olduğunu kabul ederiz.

 

            Lice ilçesinde zihinsel özürlü birçok insan vardı. 

Otuz yaşlarında uzun boylu, yakışıklı Örfi isimli zihinsel özürlü vatandaş bunlardan biriydi…

            Hiç kimseye zararı olmayan bir deliydi.  

Çok sevilirdi. Örfi kendi halinde saf bir insandı.

Çoğu insan onunla tavla oynamak isterdi. Örfi, kendi istediği kişilerle tavla oynardı…

 

            Lice ilçesinde Temmuz ayının ilk günleriydi.

Güneş ufukta kızıla bürünmüştü… 

Hava kararmadan insanlar evlerine doğru yola çıkmıştı…  

Esnaflar işyerlerinin kepenklerini yavaş yavaş indiriyorlardı…

 

Ali İhsan Bey, Ramazan’ın kahvesinin bitişiğinde tekel maddeleri satan bir esnaftı.  

Evi, jandarma Garnizon komutanlığı ile Emniyet amirliğinin ortasında geçen yolun üzerindeydi… Arka taraflarına düşerdi…

            Evlerinin önünde duvarları çekilmemiş geniş bir avlu vardı… Boş arsa görünümündeydi.

Bu arsanın yolun kenarına düşen tarafına, tandır yapmışlardı.

Yeni taşındığım Yenişehir Mahallesindeki evime bu yolda gider gelirdim…

 

            Dün bu yolda eve giderken, Ali İhsan Beyin evine daha kavuşmadan, taze ekmeklerin mis gibi kokusunu ciğerlerime çektim. Tandırın yanında Ali İhsan ve eşi sohbet ediyorlardı. Leğen kızarmış ekmeklerle doluydu.

            Ali İhsan Bey selam vermeme fırsat vermeden, bana seslendi:

— Öğretmenim gel sıcak tandır ekmeği al.

Yanında bayanlar olduğu için durmadım:

—Teşekkür ederim Ali İhsan Bey…

Yoluma devam ettim…

           

            Örfi, benden birkaç dakika sonra, yukarı taraftan aynı yola giriyor.

            Tandırın hizasına gelen Örfi’yi, Ali İhsan Bey çağırıyor.

            Birbirini iyi tanıyorlar… Örfi, Ali İhsan Beyin tavla arkadaşıdır.

            Ali İhsan:

            — Örfi aç mısın?

Mis gibi kokan taze tandır ekmeği Örfi’nin açlığını artırıyor. Ali İhsan sorduğu sorunun cevabını beklemeden, leğenden nar gibi kızarmış bir ekmeği Örfi’ye veriyor.

Hava kararmaya yakın olmasa,  zaman uygun olsa Ali İhsan Örfi’yi bir saat konuşturacak…

 

Bütün emniyet güçleri tanımasına rağmen, Ali İhsan Örfi’yi karanlığa bırakmak istemiyor…

Ekmeği verdikten sonra:

            — Örfi, hava iyice kararmadan eve git. Emniyetin önünden geçme. Şu aradan git.

            Örfi emniyetten kendine zarar gelmeyeceğinden emin:

            — Emniyetin önü daha yakın. Beni tanıyorlar. Hava da iyice kararmadı. Kör değiller ya beni vursunlar. Sen merak etme.

 

            Örfi elindeki taze ekmeği ısırarak, emniyetin bulunduğu sokağa girer. Yolun tam ortasında yirmi metre kadar yürür.

Onu tanıyan bir tim seslenir:

— Deli Örfi nereye gidiyorsun?

Sorusunun cevabını almadan Örfi’nin anasına küfür eder.

Örfi:

— Anama küfretme. Ben sana ne yaptım. Burası yol. Ben de evime gidiyorum.

 

            Bahane arayan tim, Örfi’nin bu yanıtına sinirlenmiş:

            — Kürdün delisi de bize kafa tutuyor.

            Elindeki silahı Örfi’ye doğrultuyor. İçindeki mermilerin hepsini Örfi’nin vücuduna boşaltıyor…

            Nar gibi kızarmış tandır ekmeği kana bulanıyor… Örfi hemen orada, bu kirletilmiş Dünya’dan ayrılıyor…

Eline silah verilen, resmi elbise giydirilen bir canavarın kurşunlarıyla can veriyor…

 

Örfi’yi karşıdan izleyen Ali İhsan, timle arasından geçen bütün konuşmayı duyuyor… Örfi’nin vuruluşuna tanık oluyor…

Timin kendisini görmesinden ve taramasından korkuyor… Ağlayarak evine giriyor…

Evinin penceresinden Örfi’nin kan içinde kalmış bedenine bakıyor…

            Silah sesini duyan karakoldaki timler cesedin yanına geliyorlar. Kendi aralarında konuşuyorlar.

Ali İhsan ne konuştuklarını çok merak ediyor.

Kulağını, dikkatini o tarafa verse de bir şey duyamıyor…

Bir panzer cesedin yanına geliyor. İki tim ayaklarından, iki tim de kollarından tutarak Örfi’nin cesedini panzerin içine atıyorlar. Birkaç tim panzere biniyor. Panzer oradan uzaklaşıyor…

 

Sabah Ramazan’ın kahvesinde, Örfi’nin vuruluşunu bütün detayları ile hepimiz öğrendik…

Örfi’nin kanına bulanmış nar gibi kızarmış tandır ekmeği gözümün önünden gitmiyor…

Ramazan’ın kahvesinde, Deli Örfi ile ilgili anıları olanları dinledim. Herkes Örfi hakkında iyi şeyler anlatıyor…

Herkes aynı soruyu soruyor:

— Allah’ın saf, zararsız, kendi halindeki delisinden ne istediniz?

 

            Akşam evimde haberleri izlemek için televizyonun karşısına geçtim…

TRT spikeri eline tutuşturulmuş şu haberi okuyordu:

— Teröristlere büyük bir darbe daha vuruldu. Diyarbakır ili Lice ilçesinin Dibek köyü mıntıkasında teröristlerle sıcak temas sağlandı. Teröristlerle girilen çatışmada kod adı Örfi olan bir terörist, silahı ile birlikte ölü ele geçirildi. Güvenlik güçlerimiz operasyona devam etmektedirler.

 

            Deli Örfi tarlaya atılmıştı. Yanına bir silah konmuştu. Resmi çekilmişti… Gerçek adı ise kod adı olmuştu…

            Yazılı ve görsel basın kendine verilen her haberi, doğruluğunu araştırmadan yayınlıyordu…

            Ülkemin insanlarının beyinleri yalan haberlerle beslenirken, medya bu kirli savaşın suç ortağı oluyordu…

            Örfi’yi tanıyan yargı mensupları soruşturma açmıyorlardı…

            Hepimiz, Örfi’den sonra sıranın kimde olduğunu bilmeden endişe içinde yaşıyorduk…

 

            Deli Örfi terörist olmuştu…

            Gerçek adı ise kod adı olmuştu…

            İnsanlığın çürüdüğü bir yerde eğitim yapmaya çalışıyorduk…

            Örfi’yi toprağa verirken, üstüne toprak atarken, insanları duygusuzlaştıran, zihinlerini körelten ideolojilerin, halkların bir numaralı düşmanı olduğuna tanıklık yapıyordum…

            Toprağa verilen Deli Örfi değil, insanlığımızdı…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir