KÂHTA SEVDASI

MAZİYE YOLCULUKLAR – 133

 

 

            Sevmek, insani duyguların en güzelidir.  

İnsanları sevmek, yerdeki karıncayı, gökteki kuşu, daldaki yaprağı sevmek… Badi badi yürüyen çocuğu, meleyen kuzuyu sevmek…

Doğduğun sokağı, mahalleyi, ilçeyi, ili, ülkeyi sevmek…

Yaşadığın evreni sevmek…  

 

Sevgiyi büyütmek…  İnsanların beyinlerini, yüreklerini, sevgiyle doldurmak…

Nemrut’un rüzgârı gibi sevgi yeli estirmek… Sevgiyi nakış nakış işlemek… Sevgiyi ilmik, ilmik dokumak…

Sevgiyle doğmak, büyümek, yaşamak ve ölmek…

           

“Sevgi Pınarı” isimli şiirimi yazıyordum. Sevgi, sevmek kelimelerini düşünürken, yukarıdaki satırları tekrarlıyordum.

Kapının zili çaldı. Açtım. Kâhta’dan bir konuğum geldi. Oturup muhabbete başladık…

Kâhta’nın dününü ve bu gününü konuştuk… Kâhta merkezinde, köylerinde, mezralarında yaşanan değişimleri sordum…

Değişime inatla direnen alışkanlılar üzerine kafa yorduk…  

 

Sohbetimiz saatlerce sürdü…

Kâhta ve köylerinin sorunları üzerine bilimin gözüyle bakınca, saatler günler yetmez…

Kâhta’nın sorunları onlarca yıl ihmal edilmiş, dağdan düşen çığ gibi büyüyerek bu günlere gelmiştir…

Kâhta sevdalıları, el ele vererek sorunları doğru teşhis etmelidir… Bu sorunlara, büyük bir samimiyetle çözümler üretmeleri gerekir…  

Bu uzun sohbetten sonra konuğum bir Kâhtalının seçim bürosuna gitmek istedi:

— Buranın yabancısıyım, beni götür…

 

Büroya gittik. Yarım yüzyılı geçen ömrümde, hiç birlikte olmadığım kalabalık Kâhtalı bir grup vardı. Bir eski tanıdık “Kâhta’m” isimli şiirimi gazeteden kesmiş.  Orada okudu. İlk iki kıtasını aşağıya alıyorum.

 

            Sevdam sensin özlemim sen,

Kâhta’m benim Kâhta’m benim…

Hasretimi ah!  Bir bilsen.

Kâhta’m benim Kâhta’m benim…

                       

Paris ne ki Kâhta’m varken,

Gurbet olmuş bana diken.

Varsam sana sabah erken,

Kâhta’m benim Kâhta’m benim

 

Orada şiiri dinleyenlerden biri hariç beğendiklerini söylediler.

 

Tanımadığım O kişi bana dönerek:  

— Ben Kâhta’yı sevmiyorum.  Sen Kâhta’nın nesini seviyorsun? Şiirler, yazılar yazıyorsun.  Bu sevginin kaynağını anlayamadım, dedi.

 

Ben karşılık verdim:

— Kâhtalıyım. Kâhta’nın ekmeğini yedim. Suyunu içtim. Sokaklarında büyüdüm. Akrabalarım, komşularım, dostlarım, hemşerilerim orada yaşıyor. Kâhta mezarlığında annem, babam, ağabeyim, arkadaşlarım, akrabalarım, komşularım yani sevdiğim insanlar yatıyor. Kâhta’ya sevdamın kaynağı o topraklarda yaşayan ve yatan canlardır, dedim.

 

Konuşma biraz daha devam etti. Oradan ayrıldık. Konuğumdan, “Kâhta’yı sevmiyorum” diyen kişinin kim olduğunu sordum. Kim olduğunu öğrendim…

 

            Yarım ağa çocuğuymuş… Çeyrek Ağa dediklerimizdenmiş… 

Kâhta’nın bir köyünde dünyaya gelmiş. Ağalarla akrabalık bağı varmış. Bu bağ kendisini “koltuk” sahibi yapmış. İsminin arkasına  “Bey” sözcüğü eklenmiş…

            Aylar sonra bu “Bey“ daha yüksek bir koltuk sahibi olmak için Ankara’daki akrabasını devreye koymuştu…

Mersin’de kendisine büyük bir tepki gösterildi. O yüksek koltuğa oturamadı…

 

Öğretmenlik yaptığım okulda, bu “Bey” ile aynı okulda okuyan, aynı dünya görüşünü paylaşan bir sınıf arkadaşı vardı… Öğretmenler odasında otururken “Bey” hakkında konuştu:

— O bir merkeptir,  hiçbir koltuğa layık değildir…  

Kızdım. Çeyrek ağanın arkadaşına bağırdım:

— Benim yanımda bir Kâhtalıya hakaret edemezsin. Git, yüzüne söyle. Başkasının arkasında konuşan kişiler, kişiliği gelişmemiş zavallılardır…

 

            “Bey!” Sen Kâhta’yı, Kâhtalıları sevmiyorsun…

Sırtını yaslandığın, sevdiğin, aynı görüşü paylaştığın arkadaşların sana hakaret ediyor…

Bu garip Kâhtalı, Kâhtalı olduğun için seni savunmak zorunda kaldı. Aslında savunulan senin kişiliğin değil, canım Kâhta’mın adıydı…  

 

Kaderin cilvesi diyorum buna Bey! Mikro Milliyetçilik mi bu bilmem!  

            Kâhta’m seni sevmeyen ölsün, diyemem.

            Benim taparcasına Kâhta’yı sevme, sevdalanma, övme hakkım varsa, Bey’in de Kâhta’mı sevmeme hakkı vardır… Ne diyelim… Zorla sevgi olmaz ki… 

 

            Büroya dönelim… Daha fazla kalmak istemedim. Konuğumla bürodan çıktık. Deniz kıyısında dolaştık… Parklarda oturduk. Kâhta’yı konuşmaya devam ettik…

 

            Eve dönünce çalışma odasına çekildim. Düşünmeye başladım.

Yarım ağa çocuğu Çeyrek Bey, bir soru sormuştu. Ben aynı soruyu kendi kendime sordum:

            — Ey garip Mahmut Cantekin. Sen Kâhta’nın nesini seviyorsun? Nedir bu sevginin kaynağı?

 

            Ömrümün film şeridini geriye doğru sardım. 1960 yıllarına döndüm:

            Büyüdüğüm sokağa, mahalleye, Kâhta’ya baktım.

            Halkın arasında dostluk vardı. Yardımlaşma,  dayanışma vardı. Komşuluk vardı.  İnsanlık vardı. Sevgi, saygı vardı.  Ar, hayâ vardı.

            Beş altı bin nüfuslu Kâhta’m, geniş bir aile gibiydi…

 

Babam demirciydi. Kâhta ve köylerindeki çiftçilerin zirai aletlerinin yenisini ve eskilerinin tamirlerini yapardı.

Yeni alınan, tamir edilen aletlerin ücreti peşin ödenmezdi… Bir yıllık tamir ücreti, iki teneke buğdaydı… 

Bu iki teneke buğday, harman zamanında ödenirdi. Harmanlar kalktıktan sonra babamla köylere giderdik.  Gittiğimiz köydeki müşterilerimizden, hakkımız olan buğdayı toplardık. Çuvallara doldururduk. Çuvalları merkeplere yükler, evimize getirirdik.

 

Babamın her köyde dostları vardı. Gerçek dostlardı. Can dostlardı…

Keraş, Elüt, Hemzeyin, Çıralık, Markik, Terpal, Sako, Kilisk, Kokelan, Büyükbağ, Brıman, Bervedol, Keftire, Hasdıgın, Parğacak, Bersomik, Bezavdi, Karaçor, Gigan, Akçakent, Gözelek, Şehbaba, Mülk, Bildiyan, Dargır ve daha onlarca köye gittik.

 

Kendileri fakir gönülleri zengin o güzel insanlar, o saf temiz köylüler, bizi candan ağırlarlardı… Lokmalarını bizimle bölüşürlerdi…  

O zamanlar traktör, taksi, dolmuş, kamyon yok denecek kadar azdı. Uzak köylerden gelen dostlar aynı gün köylerine dönemezlerdi. 

Bizim evde kalırlardı. Konuklara kazanla yemek pişerdi…

 

Uzak köylerden Kâhta’ya gelen babamın dostları, eli boş gelmezlerdi.  Köylerden domates, biber, kavun, karpuz getirirlerdi.

Babamın bir dostu yakaladığı tavşanı temizlemiş, pişirmiş öyle getirmişti. 

Ben bunları nasıl unuturum…  O günler güzel günlerdi.  O insanlar güzel insanlardı…

 

Çarpık gelişen kapitalizm, halkımın güzel, temiz değer yargılarını daha çarpmamıştı. İnsanlarımız birer kır çiçeğiydi…

Para ilah değildi. Para için dostluklar satılmazdı. Bir evin yufka ekmeğini 3–5 kadın açar, pişirirdi.

Sofralardaki bulgur pilavı, kuru soğan, yağda pişen yumurta dostlarla, komşularla paylaşılırdı.

 

Bugün lokantalarda camın önünde görgüsüzce şapır şupur yenen Adana kebabından, tavuk şişten, közde piliçten o bulgur, o soğan, o yumurta daha güzeldi…

O güzelim komşuluklar, o güzelim dostluklar, saf temiz duygular zaman değirmeninde öğütüldü mü?

 Beni Kâhta’ma bağlayan bağ, sevgimin kaynağı güzelliklerdir… Çıkarsız arkadaşlıklar, bölüşülen lokmalar, yardımlaşmalar,  paylaşılan acılar, paylaşılan mutluluklardır…

 

            Bu güzelliklerini yitirme Kâhta’m… Sen sevdamsın… Sen umudumsun… Sen hasretimsin…

            Sende yaşadığım güzellikleri yaşatan, sürdüren o güzel insanlardan ölenlere Allah’tan rahmet,  yaşayanlara uzun ömürler dilerim…

 

            Sevgiyi çoğaltın canlar!

            Nemrut Dağı rüzgârı gibi her tarafa sevgi, saygı, hoşgörü yeli essin…

Sevgiyle yaşanabilir hale gelir bu evren…

Sevgisiz, saygısız, hoşgörüsüz bir evrenin cehennemden farkı yoktur…

 

 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir