KÂHTA’DAN AYRILMALIYDIM

MAZİYE YOLCULUKLAR – 152

KÂHTA’DAN AYRILMALIYDIM

1979 yılının Şubat ayıydı…

Buz gibi havada, ortam cehennem sıcağıydı…

Toz dumandan göz gözü görmüyordu…

Dumanlı havayı seven mahlûkatlar, zincirlerini kopartmıştı… Değneksiz köyde saldırganlık ödüllendiriliyordu… Kan dökene madalya veriliyordu…

İktidarlarının geldiğini gören zevat, tırnaklarını birbirine sürterek salya akıtıyordu…

Masum insanlar, yem olmak istemeyen gençler canlarının derdine düşmüştü…

Kaos dört bir yandan körükleniyordu…

İşte böyle bir zaman diliminde, sevdalısı olduğum güzel Kâhta’mdan ayrıldım…

Tüm ayrılıklar insanın içini acıtır… Kanatır… Yaralar…

İçim kan ağlasa da, gözlerim yaş dolsa da ayrılmalıydım…

Ayrılık çok zor olsa da Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Sevgili annem ve babam, bana ihtiyacı olan yaşlı insanlar olsa da Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Kardeşlerimin bana ihtiyacı olsa da Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Öğretmenlik maaşının üç-beş katını kazandığım işyerim olsa da Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Gece gündüz çalışarak, maddi ve manevi büyük özverilerde bulunarak dişimle, tırnağımla belli bir seviyeye getirdiğimiz düşlerimin mücadele alanı bulandırılmıştı… Kirletilmişti…

Sekter tavırların doruğa çıktığı ortamı sağduyulu ortama çevirme olanağını yitirince, umuduma kapkaranlık gölgeler düşünce, kalmamın bir anlamı kalmamıştı…

Tanımadığım kişilerin cirit attığı, saf gençlerin macera aradığı, bilinçsiz kişilerin teorisyen kesildiği Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Çocukluğumdan beri birlikte olduğum sevgili arkadaşlarımı, güzellikleri ile övündüğüm büyüklerimi bırakıp Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Babamın dürüst, vefakâr, çilekeş dostlarının candan sevgilerini bırakıp Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

En güzel anılarımı süsleyen sokakları, caddeleri, huzur bulduğum Aysadık’ı özleyeceğimi bilsem de Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Geceleri başlarında sabahladığım, içimi döküp ağladığım canımın, canlarımın yattığı mezarlığı bırakıp Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Gölgesinde sofra kurduğum Cendere Köprüsünü, kayalıklarının arasından atletime kar doldurduğum Nemrut dağını, çayını içtiğim tarihi Eski Kâhta’yı ve Kalesini, lokmasını bizimle bölüşen köylerimizin o güzel insanlarını bırakıp Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Okuyan, düşünen, siyasi bilinci olan ve ileriyi gören herkes, askeri darbe için ortam hazırlandığını görüyordu…

Maraş’ı kan gölüne çevirip kardeşi kardeşe düşürdükleri gün, askeri darbe hazırlığı olduğu belliydi…

Çorum, Turgutlu, Fatsa baskını, her gün öldürülen onlarca insan, askeri darbe ortamı hazırlanmak içindi…

Taranan kahveler, insanlara “artık yeter” dedirten huzursuzluk darbe zemini hazırlamak içindi…

Bütün ülkede olduğu gibi Kâhta’da da at izi ile it izi birbirine karışmıştı…

Huzurun ve güzelliğin başkenti dediğim Kâhta’da tanıdığım, tanımadığım bir sürü provokatör cirit atıyordu…

Ülkenin her yerinde kirletilmiş bir ortam vardı…

Bu bataklıkta fraksiyonlar ayrık otu gibi bitiyordu…

Biz de, Kâhta’da bu kirlilikten etkileniyordu…

Doğru bulmadığım, onaylamadığım bir sürü eylem, Kâhta’da yapılmaya başlandı…

Devrimcilik adına yapılan yanlışlardan, ben ve arkadaşlarım etkileniyorduk…

Bilinç seviyeleri düşük iyi niyetli genç arkadaşlar, diğer fraksiyonların eylem yapmasından etkileniyor, bizim de eylem yapmamız gerektiğini savunuyorlardı…

Halkımızın yararına olmayacak eylemlere girişmek, provokatörlerin ekmeğine yağ sürmek demekti…

Bilinçsizlikti…

Cehaletti…

Oyuna gelmekti…

Genç insanların hayatını karartmak, hırsımıza kurban etmekti…

Ben anlamsız ve gereksiz bir yarışa girerek, sevdiğim gençlerin hayatı ile oynayamazdım…

Provokatörlerin ekmeğine yağ süremezdim…

Aklım, bilincim ve deneyimim bana sağduyulu davranmam gerektiğini söylüyordu…

Çoğu genç arkadaşımla konuşarak onları ikna ettim…

Diğer fraksiyonlardaki dürüst, yiğit, saf ve heyecanlı arkadaşlarıma söz geçiremedim…

Onları ikna etme becerisini gösteremedim…

O arkadaşları suçlamıyorum… Suçlayamıyorum…

O günlerin koşulları kavgaya zorluyordu… Provokatörler ortamı gerdikçe geriyorlardı…

Kâhta ve çevresinde yapılan ve uzaktan-yakından ilgimiz olmayan her eylemde, polis benim ve arkadaşlarımın kapısını çalmaya başladı…

Kâhta’da bize hayat hakkı tanımayarak, bizi silahlanmaya, dağa çıkmaya ve kavganın içine çekmeye çalışıyorlardı…

Beni gözaltına alan provokatör polislere bir gün şöyle bağırmıştım:

— Siz istiyorsunuz diye silaha sarılmayacağız… Sizin oyununuza gelmeyeceğiz… Halkımızın yararına olmayan hiçbir eyleme girişmeyeceğiz… Ne sizden ne de işbirliği içinde olduğunuz güçlerden korkuyoruz… Biz inancımız için ölümü zaten göze aldık… Gerekli gördüğümüz an, buraları size zindan ederiz… Başınızı bile dışarı çıkaramazsınız… Yapmadığımız eylemlerle bizi suçlamayınız… Bizi demokratik mücadelemizden vazgeçirip silaha mecbur etmeye boşuna uğraşmayın… Biz duygularımızla değil, bilincimizle hareket edeceğiz…

Günler daha da zorlaşmaya başladı…

Askeri darbeye ortam hazırlamak için ülkenin her tarafında gençler çatıştırılıyor ve her gün onlarca genç öldürülüyordu…

Mücadele, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı verilen mücadeleden çıkmıştı…

Kardeşin kardeşi vurduğu bir ortamı oluşturmaya çalışıyorlardı…

Amacından saptırılmış, kahpece kışkırtılan bir kavgada olmak, benim bilincime ters düşüyordu…

Bu kavga, düşlerimizin kavgası olmaktan çıkmış, başkalarının art niyetine hizmet eden mücadeleye dönüşmüştü…

Günlerce, aylarca düşündüm. Askeri darbeye ortam hazırlamaya çalışan darbecilere ve onların illerde, ilçelerde, kasabalarda, köylerde tuzak üstüne tuzak kuran tetikçilerine hizmet edemezdim…

Askeri darbe gümbür gümbür geliyordu…

Davul zurna çalarak geliyordu…

Ülkenin her tarafını kan gölüne çevirerek geliyordu…

Darbe potinlerini yere vurarak geliyordu…

Darbenin hazırlandığı, satılık medyanın kışkırtıcı manşetlerinden belliydi…

Her gün gazete köşelerinde darbe çığırtkanlığı yapan satılık kalemlerin kan kusan satırlarından belliydi…

Darbenin geldiği işadamları örgütlerinin gazetelere verdikleri, çarşaf çarşaf ilanlardan belliydi…

Katillerin karakolların ön kapısından içeri alınıp, karakolun arka kapısından gönderilmesinden belliydi…

Tarih bize darbenin geldiğini söylüyordu…

İttihat ve Terakki Cemiyeti geride kalanlara zihniyetini miras bırakmıştı:

“Kan, gözyaşı ve darbe…”

İnsanların bedenlerinden merdiven yaparak iktidara çıkmak… İktidarı ele geçirmek için ayrı dinden, dilden, mezhepten olan, birbirileri ile kardeş gibi geçinen insanları çatıştırmak… İnsanları birbirine ötekileştirmek…

Darbe potinlerini yere vurarak, gümbür gümbür geliyordu…

Darbenin ilk günü, ilk alınacak insanlardan biri olacaktım…

Oyunlarını bozmaya çalıştığım, kendilerine karşı direndiğim, tavır koyduğum darbeci güçler kuyruk acısı ile beni harcayacaklardı…

Onlara bu fırsatı vermemeliydim…

Onlara yem olmamalıydım…

Kâhta’mdan ayrılmalıydım…

Çok iyi tanıdığım beni izleyen muhbirlere, benimle dost olduklarını söyleyen ajan provokatörlere bir oyun oynayacaktım.

Planımı yaptım. Uygulamaya koydum.

Benimle dost geçinen, ajan olduklarını çok iyi bildiğim kişilere Avrupa’ya gideceğimi söyledim. Raporlarına yazdırdım… Kâhta’yı terk ettim…

Adıyaman’ın bir dağ köyünde vekil öğretmenliğe başladım… Vekil öğretmenlik yaparken atanmamı bekledim…

Öğretmenliğe müracaatım kabul edildi…

1 Mart 1979 yılında Afyon ilinin Sinanpaşa ilçesine bağlı dağ başındaki Çatkuyu köyünde öğretmenliğe başladım…

Buram buram kokan Kâhta özlemini şiirlerle gidermeye çalıştım…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir