KÂHTAM BENİM

MAZİYE YOLCULUKLAR – 134

 

 

 

Kâhta’m benim!  

Dün akşama kadar senin için yazdığım iki yüze yakın şiiri okudum.

Senin için yazdığım onlarca yazıyı tekrar inceledim. Gurbet ellerde olan bedenimdi…

Kâhta’m aklım fikrim sendeydi…

 

Çalışma masama bazen gözyaşlarım damladı.

Kimseler görmesin diye yüzümü ellerimle sakladım…

Erkekler ağlamazmış!

Sevgi dolu, özlem dolu, sevda dolu bu yürek bazen ağlar, bazen dalar, bazen de volkan olur patlar…

Duygular bazen mısralara akar şiir olur…

Bazen düz yazıda kendini bulur…

 

Kâhta’m benim!

Bence İnsan, duygular yumağıdır…

Bu yumaktaki insani duygularla hareket edenler insanlaşır, güzelleşir, baş tacı edilirler.

Tabi ki insanlıktan anlayanlar baş tacı ederler…

 

İnsani duygularını yitirenler barbarlaşır, vahşi mahlûkatlara dönüşürler… Hem kendilerine, hem ailelerine hem de çevrelerine zarar verirler.

Barbarlık insanlaşamayanların yöntemidir.

 

Kâhta’m benim!

Bütün gün seni yaşadığımdan olacak, gece de düşümde sana geliyordum. Bazen gardan yavaş yavaş uzaklaşan trenin pencerelerinden, gurbette bıraktığım dostlara beyaz mendil sallıyordum…

Gölbaşı’nda iniyordum, Adıyaman’a geliyordum. Adıyaman’dan Kâhta’ya kavuşuyordum… 

 

Bazen 02 K plakalı beyaz bir otobüsün koltuklarında hiç uyumadan karmakarışık duygular içinde sana geliyordum…

Bazen kanatlı bir Arap kısrağının üstünde sana doğru uçuyordum.

Bazen de 1990 model Mazda’m alıp beni sana getiriyordu.

Toprağına inince ilk işim; senin toprağını öpmek, koklamak oluyordu.

 

Kâhta’m benim!

Dün yine maziye doğru uçuyordum… Senden uzak, yine seni yaşıyordum…

Bir film şeridi gibi kare kare seni gözlerimde canlandırdım.

Yudum yudum seni soludum…

 

Kâhta’m benim!

Bir yanında gökyüzüne doğru uzanan tarihin beşiği Nemrut Dağı…

Bir yanında binlerce yıldır o toprağın insanı gibi ağlayıp inleyen Fırat Ana…

 

Bir yanın dertler yumağı, kimsesizler yığınağı Adıyaman…

Diğer yanında binlerce yıllık tarihi ile Baba İshak’ın isyan bayrağını ilk kaldırdığı, isyanı ilk başlattığı yer, kaderine küsmüş, suların yuttuğu Samsat…

 

            Kâhta’m benim!

Sen yüreğimizde buram buram özlemsin…

Sen gurbet ellerindeki vefakâr, cefakâr evlatlarının gözlerinde, buram buram tütersin…

Sen, mecburiyetten boynu bükük terk edilen, Dünya güzeli yarsın…

Sen gönlümüzde cennete benzeyen diyarsın…

Sen canım Kâhta’m, tarihinle yirmi dört ayarsın…

 

            Kâhta’m benim!

Senin için ellerimizle ilmik ilmik halılar dokuduk, yastıklar dokuduk.

Tertemiz yıkadığımız yünlerle minderler doldurduk.

Hepsini gönlümüzün başköşesine serdik…

 

Seni de alıp üstüne oturttuk…

Yüreğimizin baş konuğu sensin Kâhta’m.

Yüreğimizin sultanı sensin Kâhta’m…

 

            Kâhta’m benim!

Derde derman diye o güzelim havanı soluduk.

Kanayan yaramızın kanını suyunla durdurduk.

Gurbet ellerinde duvarlarımızı senin resimlerinle süsledik.

Hayalimizi, düşümüzü seninle çerçeveledik.

 

Kâhta’m benim!

Gittiğimiz her yerde seni andık…

Seni sevgiyle, saygıyla, özlemle tanımayanlara anlattık, tanıttık…

Seni beynimizde, gönlümüzde yaşattık…

 

            Kâhta’m benim!

Biz ayrılığına katlanmaya, özlemine dayanmaya çalıştık…

Biz acımızı, sevdamızı, özlemimizi içimize gömdük.

Ya büyüklerimiz… Ayrılık bir hançer gibi yüreklerine saplandı…

Yemeden, içmeden kesildiler… Yataklara düştüler… Uykularında sabahlara kadar “Kâhta Kâhta” diye inlediler…

 

İlk zamanlar resimlerine bakıp gizli gizli ağladılar.

Bizleri üzmemeye çalıştılar. Ayrılık uzayınca gözyaşları saklanamaz oldu. Özlem gözyaşları boncuk boncuk mendillerine aktı…

Gurbet ellerde ölürsek, gözümüz açık gideriz diye çocuklarına yalvardılar…

 

Kâhta’nın havası dediler… Kâhta’nın suyu dediler… Kâhta’nın güneşi dediler… Kâhta’nın toprağı dediler…

Komşularımız dediler… Adlarını tek tek saymaya başladılar.

Hasta olanlar iyileşti mi diye merak ettiler…

İşsizler iş bulabildi mi demeye başladılar…

 

Askere giden komşu çocukları sağ salim döndüler mi diye merak ettiler… Okuyanlar okulu bitirdi mi, okulunu bitirenler iş bulabildi mi diye merak ettiler…

           

Kâhta’m benim!

Sonunda büyüklerimiz sana dönmeye karar verdi…

Karardan sonra sevinç gözyaşları görülmeye değerdi.

Sevinçten uçuyorlardı.

Yarın gideceksiniz dediğimizde o gece sabahlara kadar uyumadılar…

O gece yaşamlarının en uzun gecesi oldu.

Sana gelecekleri sabah yeryüzünün en gelmez, en olmaz sabahı oldu.

 

Kâhta’m benim!

Tüm pencerelerin perdesi onlarca kez aralandı, dışarı bakıldı. Döndürebilselerdi Dünya’yı, yaşadıkları ilin yüzünü güneşe hemen döndüreceklerdi.

Getirebilselerdi sabahı, kulağından tutup hemen getireceklerdi.

Dualar okundu… Tanrı’ya açılan eller, çekilen tespihler bitecek özlem içindi Kâhta’m…

Sana kavuşacaklar diye, kavuşturana dua ettiler.

 

            Kâhta’m benim!

Toprağına ayak bastıklarında,  yeniden doğmuş gibiydiler.

Sevinçten yaşlı kalpleri duracak diye korktuk. Şükür kavuşturana diyen dudakları sevinçten titriyordu…

Sokaklarına girdiklerinde; bayramlık elbiseleri, ayakkabıları alınmış, cepleri harçlıkla doldurulmuş çocuklardan daha şendiler.

 

Kâhta’m benim!

Evlerinin kapısından içeri girince derinden gelen bir “oh” çektiler.

O içten gelen “oh” ayrılığa noktaydı. Kavuşmanın, doğup büyüdükleri toprağa kavuşmanın, akrabalarına, komşularına, dostlarına kavuşmanın sevincinin belirtisiydi…

 

Kâhta’m benim!

Büyüklerimiz sende can buldular. Can ürettiler. Can büyüttüler.

En sonunda sende can verdiler. Toprağında toprak oldular…

 

Kâhta’m benim!

Yaşayan büyüklerimize selam olsun…  

Bu dünyadan göçen büyüklerimizin mekânı cennet olsun…

 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir