KIYIM MEVSİMİ

MAZİYE YOLCULUKLAR – 124

KIYIM MEVSİMİ

Mevsim, kıyım mevsimidir…

İttihat ve Terakki hükümetinin uzun süre üzerinde çalıştığı projenin, Teşkilat-i Mahsusa eliyle uygulanmaya koyulduğu yıllardır…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Azılı katiller, ırz düşmanları mahpushanelerden çıkarılmış, Teşkilat-i Mahsusa üyelerinin önderliklerinde çeteler oluşturulmuştur…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Hükümetin tahriklerini ve teşvikini fırsat bilen açgözlü bazı aşiret liderleri, bazı ağalar, çapulcular, namussuzlar, ayak takımları hayvani duygularını tatmin edecekleri ortamı bulmuşlar… Meydanda cirit atmaktadırlar…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Bazı yöneticiler çete reisi görevi yapmaktadırlar… Koltuklarının gücünden yararlanarak yağmayı ve kıyımı bizzat yönetmektedirler…

Kâhta kaymakamı Hakkı Bey ile Adıyaman ( Hüsn-ü Mansur) kaymakamı Mehmet Bey, bizzat yağmaya katılan ve kıyımı teşvik eden yöneticilerdir…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Namuslu ve vicdanlı yöneticiler, İttihat ve Terakki hükümetince görevden alınmaktadırlar…

Yağmaya ve kıyıma cesaretle karşı koyan yöneticiler, Teşkilat-i Mahsusa üyelerince tuzağa düşürülerek öldürülmektedirler…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Gerçek din adamları ve Allah’tan korkan Müslümanlar, yağmaya ve kıyıma karşı çıkmaktan korkmuyorlar…

Kıyıma uğrama tehlikesi olan komşularını korumak için evlerinde ve güvenli buldukları mekânlarda saklamaktadırlar…

Yüreklerinin güzelliklerini İttihat ve Terakki hükümetinin tehditlerine rağmen cesaretle sergilemektedirler…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Böyle mevsimlerde kişiliği sağlam olan insanlarla, kişiliği bozuk insancıklar kabak çiçeği gibi meydana çıkmaktadırlar…

Herkesin insanlık kumaşının değeri belli olmaktadır…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Sağlam kişilikli insanlar, aradan bir asır geçse de minnetle anılmaktadırlar… İnanıyorum ki alınları ak, elleri temiz bu insanlar, öbür dünyada da temiz yüreklerinin mükâfatını göreceklerdir…

İnsanlık kumaşları mükemmeldir…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Kişiliği bozuk insancıklar, elbette lanetle anılıyorlar ve anılmaya devam edileceklerdir… Alınları ve elleri kanlı kara vicdanlılar, bu dünyada yaptıkları zulmün bedelini çeşitli biçimde ödediler… Çocuklarıyla ya da torunlarıyla ödemektedirler…

İnanıyorum ki yarın Allah’ın huzurunda, yaptıkları zulmün hesabını ayrıca vereceklerdir…

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Kişiliği bozuk insancıkların bu mevsimde bazı marifetlerini sizinle paylaşmak istiyorum…

ABA

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Yer Kâhta ilçesidir.

Kâhta’nın jandarma komutanı, ilçenin en zenginlerinden gayri Müslim bir vatandaşı karakola çağırır… Gayri Müslim vatandaş karakola gelir.

Karakol komutanı, benim okul arkadaşlarımdan birinin dedesi olan gevende X ile konuşur. Gayri Müslim vatandaşı gösterir:

— Bu adamı Büyükbağ köyüne götür. Oradaki karakola teslim et.

Gevende X ile gayri Müslim vatandaş karakoldan çıkarlar. Yan yana yürürler.

Gayri Müslim vatandaşın üzerinde elle dokunmuş çok değerli bir aba (palto) var… Gevende bu abaya göz koyar. Bu abayı almak için gayri Müslim vatandaşı öldürmeyi planlar. Kâhta çayına kadar yan yana yürürken, çayda biraz geride kalır… Gayri Müslim vatandaş, dönüp arkaya bakınca gevendenin elindeki tabancayı görür. Aralarında şu konuşma geçer.

Gayri Müslim vatandaş:

— Gevende’m o tabancayla ne yapacaksın.

— Seni öldüreceğim.

— Bana nasıl kıyarsın! Biz komşuyuz. Ben yıllarca seni ve çocuklarını besledim. Babanın sana yapmadığı insanlığı yaptım.

— Doğru söylüyorsun. Ama seni öldüreceğim.

— Benim sana bir yanlışım oldu mu?

— Bana iyiliğin var, yanlışın yok.

— Beni öldürmeden önce niçin öldüreceğini söyle. Çok merak ettim.

— Aban çok güzel. Aban için seni öldüreceğim.

Gayri Müslim vatandaş derin bir nefes alır:

— İnsan bir aba için kendisine yıllarca babalık yapmış komşusunu öldürür mü? Abayı verirsem beni öldürmekten vazgeçer misin?

Gevende düşünmeden soruyu yanıtlar:

— Abayı ver. Valla öldürmem…

Gayri Müslim vatandaş, sırtındaki abayı çıkarır. Doğumunu bildiği gevende yol arkadaşına verir.

Gevende abayı giyer. Tabancasını tekrar beline yerleştirir. Büyükbağ köyüne doğru yollarına devam ederler…

BİR SEFERDE KAÇ GÂVUR ÖLDÜRÜRÜM

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Yer Kâhta ilçesidir.

Göçebe bir aşiretin mensupları Kâhta’ya gelir yerleşirler… Aşiretin o gün ki liderlerinden birinin yakın akrabası, kişiliği bozuk insancıkların en iyi örneklerinden biridir…

Olayı anlatayım. Elinizi vicdanınıza koyarak siz karar verin. Yüreğinde zerre kadar Allah korkusu olan biri, bunun yaptığını yapar mı?

Gayri Müslimler kafileler halinde Suriye çöllerine sürülürken, Kâhta’dan geçtiler… İlçe yol güzergâhındadır. Kafileler genellikle kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Uzun yoldan yaya geldikleri için aç, susuz, üst-başları perişan haldedir. Birimşeli Kürt nenem o kafilelerdeki insanların perişanlıklarına tanık olmuştu. Uğradıkları vahşete tanık olmuştu… Kafiledeki kadınların kollarındaki bilezikleri almak için kollarını kesen, yüzüklerini almak için parmaklarını kesen zalimleri görmüştü. O vicdansızlara çok kızardı:

— Utanmadan ben Müslüman’ım, diyorlar. Allah korkusu olan bu vahşeti aklından bile geçirmez… Canlı canlı kadınların, kızların kollarını, parmaklarını kestiler… Bileziklerini, yüzüklerini aldılar…

Bir seferde kaç gâvur öldürürüm diyen kişiliği bozuk insancığın yaptığına gelelim…

Tüfeği elinde, kafilenin geçeceği yolun kenarında beklermiş…

Kafile gelince bu yol yorgunu perişan haldeki çocuklara, kadınlara ateş açarmış. Bir deri bir kemik kalmış çocuklar, kadınlar yere düşermiş.

Bu insancık ağzının suyunu akıtarak bağırırmış:

— Beş gâvur öldürdüm!

— Yedi gâvur öldürdüm!

Ben insanım diyen, vicdanı nasır tutmamış olanlar, bunun yaptığı nedir? Bu kişiliğin tanımı siz yapın… Kararı size bırakıyorum…

BEN SİZE NE YAPTIM

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Yer o gün ki Adıyaman ilçesidir.

Gayri Müslim vatandaşlardan biri komşuları tarafından dışarı çağrılır.

Komşularının sesini tanır. Babadan, dededen beri komşular. Ortam karışıktır ama komşularından en ufak bir kötülük beklemez.

Bu güne kadar sevilen, saygı gösterilen varlıklı bir esnaftır. Bütün komşuları ile kardeş gibidir. Her sorunlarında onlara yardımcı olmuştur… Ayrı dinden olsalar da hiçbir problem yaşamamışlardır.

Birbirilerinin bayramını kutlamışlar… Birbirilerinin cenazelerinde ağlamışlar… Birbirilerinin düğünlerinde birlikte halay çekmişler…

Gayri Müslim vatandaş kapıya çıkınca gözlerinin gördüklerine inanamaz. Kiminin elinde balta, kiminin elinde tahra, kiminin elinde bıçak komşuları kendisini beklemekteler.

En çok iyilik yaptığı komşusu bağırır:

— Seni keseceğiz!

Gayri Müslim vatandaş kekeleyerek sorar:

— Ben size ne yaptım?

20 kişi üstüne çullanır. Sokağın ortasına yatırırlar.

Gayri Müslim vatandaş “ben size ne yaptım?” cümlesini tekrarlarken, komşuları kafasını bedeninden ayırırlar…

Bedenden ayrılan kafanın ağzından aynı cümlenin çıktığı söylenir:

— Ben size ne yaptım?

— Ben size ne yaptım?

— Ben size ne yaptım?

BİR AİLE TOPLANTISI

Mevsim, kıyım mevsimidir…

Yer Kâhta ilçesidir.

Dılreş ailesini bütün Kâhtalılar tanır… Dılreş’ın çocukları Abuzer, Mehmet, Mustafa ve Mahmut bir aile toplantısı yaparlar.

İlk sözü Dılreş’ın oğlu Abuzer alır:

— Doğduğumuz günden beri ailemizin başı beladan kurtulmamıştır… Bütün kara bulutlar tepemizde gezmektedir. Doğru dürüst bir hayat süremiyoruz.

Dılreş’ın oğlu Mehmet araya girer:

— Haklısın Abuzer! Kavgalar hep bizim kapımızı çalar… Nezaretlere düştük… Cezaevlerinde yattık. Bir türlü yüzümüz gülmedi…

Dılreş’ın oğlu Mustafa içini döker:

— Haklısın kardeşlerim. Biz ve çocuklarımız kaç defa kaza yaptı… Canlar verdik… Bizim yüzümüzden insanlar öldü… Girdiğimiz işlerde kaç defa iflas ettik… İşimiz hiç rast gitmiyor…

Dılreş’ın oğlu Mahmut kardeşlerinin gözlerine baktıktan sonra derinden bir iç çekişiyle söze başlar:

— Ben size bu kadar derdin ve belanın sebebini söyleyeyim. Hepimiz biliyoruz. Biz Dılreş’ın çocuklarıyız. Babamızın vicdansızlığının cezasını çekiyoruz. Bizim çilemiz onun acımasızlığının yansımasıdır… Kıyım mevsimini fırsat bilip gayri Müslimlerin öldürülmesine katıldı. Bu yetmezmiş gibi on iki yaşındaki gayri Müslim kızı kendine eş olarak aldı. Kızın on yaşındaki kardeşini Kâhta çayının kenarına götürdü. Orada öldürdü. Kâhta çayının sularına attı. Ablasını eş olarak alıyorsun. On yaşındaki suçsuz günahsız kardeşini niye öldürüyorsun. Bu ne vicdansızlıktır. Allah yok mu? Bu vahşeti görmez mi? Hiç kimsenin yaptığı kötülük kendisine kâr kalmaz. Bu Dünya’da senin de, çocuklarının da torunlarının da burnundan fitil fitil gelir… O Dünya’da da yaptıklarının hesaplarını ayrıca verirsin…

Dılreş’ın oğlu Abuzer tekrar söz alır:

— Mahmut kardeşimiz doğru söylüyor… Babamız o kanlı elleriyle abdest alıp namaz kıldı. Bize Müslümanlık dersi veriyordu. Hiç birimiz kaç tane suçsuz insani öldürüp Fırat’ın sularına attığını sormaya cesaret etmedik… On yaşındaki çocuğu öldürüp Kâhta çayına atmanın Müslümanlıkta yeri var mı diye sormadık. Kıyım mevsiminde Fırat’ın sularının kan kırmızı akmasının sebebini sormadık. Suyun yüzünü kaplayan erkek, kadın, gelin, kız, çocuk cesetlerinin hesabını Allah’a vereceklerini diyemedik…

Dılreş’ın oğlu Mustafa tekrar araya girer:

— Kıyım mevsiminde rol alan ailelere bakın. Yaptıkları zulmün bedelini bizzat kendisi ödeyenler var. Çocuklarıyla, torunlarıyla ödeyenler var… Çoğu eceli ile ölmedi. Ya öldürüldüler ya da trafik kazalarında öldüler. Allah kimsenin yaptığı kötülüğü yanına bırakmaz… Biz babamızın zalimliğinin cezasını çekiyoruz. Allah bizim çektiğimizi torunlarımıza çektirmesin…

Dılreş’ın çocukları orada bulunan çocuklarına aynı öğüdü verdiler:

— Devlet, Hükümet, ağa, bey, paşa, vali, kaymakam kim olursa olsun sizi maşa olarak kullanmaya çalışırlarsa, oyunlarına gelmeyin. Kimseye zulüm yapmayın. Kimsenin hakkını yemeyin. Size madalya verseler dahi kimsenin suçuna ortak olmayın. Allah var. Hesabını sizden muhakkak bir gün sorar… Bunu unutmayın…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir