MAZİYE YOLCULUKLAR – 166/ALMAN BELGELERİ

MAZİYE YOLCULUKLAR – 166

ALMAN BELGELERİ

KİTABIN ADI: ALMAN BELGELERİ/ ERMENİ SOYKIRIMI 1915–1916/ Alman Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşiv Belgeleri

KİTABIN YAZARI: WOLFGANG GUST

YAYINEVİ: BELGE YAYINLARI

ALMANCADAN ÇEVİREN: Zekiye Hasançebi & A.Takcan

BASKI: Ocak 2012

SAYFA SAYISI: 992

Alman Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşiv Belgeleri 992 sayfalık bir kitap olarak yayınlandı.

Osmanlı Devleti hükümetini 1. Dünya Savaşı’na sokanlar Almanlardır…

İttihat ve Terakki hükümetinin dostu, müttefiki ve akıl hocaları olan Almanların “GİZLİ YAZIŞMALARI” yazar WOLFGANG GUST tarafından binlerce belge arasından seçilmiş ve yayınlanmıştır…

Dün, bu ülkede “öteki” görülenlerin başına gelenleri öğrenmeliyiz.

Dünü öğrenirsek, ırkçılığa karşı birlikte mücadele etmenin gerektiğini daha iyi kavrarız…

“Öteki” görülenlerin başına yarın aynı şeylerin gelmemesi için el ele, omuz omuza mücadele ederiz…

Türk-Kürt, Alevi-Sünni çatışması çıkarmak isteyen kışkırtıcılara karşı bilinçli davranırız…

Güzel yurdumuzun daha çok kan gölüne dönmesini engelleriz…

Her türlü ırkçılığa, ayrımcılığa karşı ayakta durabiliriz…

Bu gizli belgelerin sayı ve numarasını vererek ve kimden kime gönderildiğini belirterek bazı alıntıları sizinle paylaşmak istiyorum.

İlk önce İttihat ve Terakki hükümetinin ırkçı mantığını Alman dostlarının yazışmalarından öğrenelim.

Araplar, Kürtler ve Ermeniler hakkındaki düşüncelerini belgelerden size aktarmak istiyorum…

İLK BELGE:

1916–12–04-DE–001

Kaynak: DE/PA-AA/R 14094

Baskı: DuA Doc.309 (değ. kıs)

Erzurum’da Bulunan Vekilden ( Scheubner-Richter) Alman Şansölyesine

Tgb. Z.243 Şu anda Münih’te, 4 Aralık 1916

Würmtalstrasse 17

Sayın Ekselansları!” diye uzun raporunu yazmaya başlıyor. Detaylı bilgiler veriyor…

Raporun bir yerinde şöyle diyor:

“Önemli Türk şahsiyetlerle yaptığım bir dizi konuşma bende şu izlenimi bıraktı:

Jön Türk Komitesi’nin büyük bir bölümü, Türk devletinin yalnızca saf, Müslüman ve Pantürkist temelde kurulması gerektiği görüşünde. Burada yaşayıp da Müslüman ve Türk olmayanlar zorla Müslümanlaştırılmalı ve Türkleştirilmeli, bunun mümkün olmadığı durumda ise yok edilmeli.

Bu planı gerçekleştirmek için bu baylara şu an, en uygun zaman olarak görünüyor.

Programların ilk maddesi Ermenilerin halledilmesiydi…” (Sayfa 799)

Ne düşünüyorlarmış: “Burada yaşayıp da Müslüman ve Türk olmayanlar zorla Müslümanlaştırılmalı ve Türkleştirilmeli, bunun mümkün olmadığı durumda ise yok edilmeli.”

Yok, edilecek “ötekiler” şunlar: “Ermeniler, Mezopotamya’daki Süryaniler, Lübnan’daki Dürzüler, sahillerdeki Rumlar, ihtişamlı dağlarındaki Kürtler ve hatta Araplar.”

Bir yıl içinde Ermeniler “halledildi.”

Araplar için ne düşünüyorlarmış, Müslüman Arapları nasıl yok etmeyi planlamışlar, uygulamışlar bu raporda ona bakalım:

“ 4) Araplarla bir hesaplaşma da düşünülüyor, ancak bu sıralar askeri olarak uygun olmayan durum bunun için henüz zamanın gelmediğine işaret ediyor. Bunun yerini tutacak başka uygun bir yöntem olarak şimdi çok sayıda Arap’ı silâhaltına alıp onları Arap birlikleri olarak yetersiz teçhizatla, iklim şartlarının zor olduğu yerlere (Kış seferi 1914 Erzurum, 1915 Kuzey İran) yollamayı buldular.” (Sayfa 800)

Ben burada bir hatırlatma yapayım: Kış seferi 1914 Erzurum, tamamen karlarla kaplı, çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide o günün koşulları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle eksi otuz derece yapılan harekât, Sarıkamış hareketidir…

Doksan bin ölü verilmiştir…

Bu doksan bin Osmanlı askerinin kaçı Arap, kaçı Kürt, kaçı diğer halklardan ve kaçı Türk’tür?

Alman belgesinde geçen iddiaya bakalım: “çok sayıda Arap’ı silâhaltına alıp onları Arap birlikleri olarak yetersiz teçhizatla, iklim şartlarının zor olduğu yerlere (Kış seferi 1914 Erzurum, 1915 Kuzey İran) yollamayı buldular.”

90 bin Osmanlı askeri bile bile ölüme gönderildi…

Yıllardır, bir komutan kendi askerini ölüme nasıl gönderir diye merak ederdim…

Sebebini, merakımın cevabını Enver Paşa’nın Alman dostlarından öğreniyorum…

Bu olay, bana Isparta’da askerlik yaparken yaşadığım bir olayı hatırlattı.

O zamanlar PKK diye bir hareket yoktu… Ben askerken örgüt kurulmamıştı…

Isparta’dan Kıbrıs’a asker gönderilecekti… Bütün bölüklerdeki Kürt askerlerini içtima alanına topladılar…

Sıra olduk. Bizi atış alanına götürdüler…

Hedefi vuranlar seçilip Kıbrıs’a gönderilecekti…

Tezgâhın farkına vardım… Bir grup arkadaşımı uyardım… Hedefin on metre üstüne ateş ettik…

Komutan bize bağırdı:

— Siz nasıl Kürtsünüz? Hepiniz kaçakçısınız… Eşkıyasınız… Dağ adamısınız… İğnenin deliğinden mermi geçirirsiniz… Şimdi bu grup hep karavana attı. Mahsus mu hedefe vurmadınız?

Verdiğim cevabı hiç unutmuyorum:

— Biz şehirli Kürtleriz. Silahtan anlamayız.

Cevabı imalıydı:

— Biz seni iyi tanıyoruz. Boyunu aşacak kadar dosyan geldi… Arkadaşlarına da sen hedef vurdurmadın…

Cevap vermedim. İki hafta önce bir bahane yaratmış, beni balta sapıyla dövmüştü…

Karısının kucağında yakaladığı askere bile bana attığı dayağı atmamıştı…

Bazı arkadaşlar beni kızdırırlardı:

— Karısıyla yatsaydın bu kadar dayak yemezdin. Solcu olmak, hem de Kürt solcu olmak, komutan karısıyla yatmaktan daha büyük suçtur…

Sarıkamış felaketi sonrasında arkasında doksan bin şehit bırakan Enver Paşa Erzurum’a dönmüştür. Eşini aramış ve köpeğinin sağlığını sormuştur.

İstanbul’a gidince de Sarıkamış felaketinin yazılmasını yasaklamıştır…

Sansür uygulamıştır.

Doksan bin Osmanlı askerinin ölümü karşısında, Enver Paşa’nın rahatlığı, vicdan azabı çekmemesi Alman Gizli Raporunu haklı çıkarıyor…

Bu konu üzerinde düşünmeye değmez mi?

Alman raporu gerçeği mi yansıtıyor?

Kürtler için neler düşünüyorlarmış, bakalım:

“ Bana 6. Ordu alanında, Türk tarafında çarpışan, Kürtleri şevklendirmek için, onların fanatizminin körüklenmesi ve oradaki Hıristiyan ahaliye karşı istediklerini yapma yönünde serbest bırakılmalarının denenmesi olanak dışı gibi görünmüyor.”

“ Belirli koşullarda Kuzey ve Orta İran’da, benzer şekilde Sünni Kürtlerin Şii İranlılara karşı kullanılmaları gerçekleştirilebilir ve böylece olayın ekonomik sonuçları bir yana, bunlar arasında, bizim de çıkarlarımıza zarar verecek olan bu husumet yaratır.”

“ Ve çoğunlukla organizasyon ve öngörü zayıflığından kaynaklanan saf Türklüğün (Anadolular) zayıflaması mantıken Türkiye’de yaşayan diğer milletlerin de imha edilmesini beraberinde getiriyor.”

Scheubner-Richter (Sayfa 800–801)

Saf Türklük hayali Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak kaybetmesine sebep olmuştur…

Halkları “öteki” gören, hiçbir özgürlük tanımayan, horlayan, baskı uygulayan beceriksiz ve yeteneksiz yöneticilerin yüzünden imparatorluk dağılmıştır…

Baskı yerine adaletli davranılsaydı, her halk kendini “öteki” hissetmeseydi, şimdiki sınırlarımızın üç katı bir ülkeye sahip olurduk…

Saf Türklük hayali bu gün bile bu topraklarda kardeşçe bir arada yaşamamızın önündeki en büyük engeldir…

İttihat ve Terakki zihniyetinin bu gün ki temsilcileri yüzünden Türk, Kürt gençleri hayatlarının baharında toprağa düşmektedirler…

Bir bahçede tek tip çiçek yerine her renk çiçek olsa kime zararı var…

Efendilik imtiyazını mı kaybedeceksiniz…

Ötekilerin efendisi olmayın, kardeşi olun… Yaşadığınız özgürlüklerden kardeşleriniz de faydalansın…

Nazım’ın dediği gibi yaşayalım: Bir ağaç gibi tek ve hür/ Bir orman gibi kardeşçesine / Bu hasret bizim.

Herkes ırkçılığı, ayrımcılığı çöpe atsın. Bir ağaç gibi tek ve hür, Bir orman gibi kardeşçesine yaşayalım…

Bu ülkeye huzur gelsin.

Birlikte gelişmiş ülkeler seviyesine gelmek için gece gündüz çalışalım…

Dün acılar yaşandı. Bu gün acılar yaşanıyor… Yeter artık…

1918 yılında Almanların tespitine bakın: “Osmanlı İmparatorluğu’nda bütün Türk olmayanlar aslında Ermenilerle aynı kaderi paylaşıyorlar: Mezopotamya’daki Süryaniler, Lübnan’daki Dürzüler, sahillerdeki Rumlar, ihtişamlı dağlarındaki Kürtler ve hatta Araplar.”

İttihat ve Terakki Hükümeti üyeleri o kadar vicdansız ve gaddarlar ki yüz binlerce Türk askerinin ve Müslüman diye getirdiği Türk muhacirlerinin ölümüne karşı da duyarsızlar. Lakaytlar…

Bu tespit benim değil, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin dostu, müttefiki Almanların tespitidir.

Birlikte okuyalım:

Kim yüz binlerce Türk askerini ve son zamanlardaki Türk muhacirleri de sayıyor ki bunlar Müslüman olmalarına rağmen, asıl savaş nedenlerinden değil, lakaytlık, vicdansızlık ve düzen eksikliği nedeniyle mahvoluyorlar ve hala gün be gün yok oluyorlar…”

Bir raporu daha sizinle paylaşmak istiyorum…

1918 yılında yazılanlara bakınca, dünden hiç ders almadığımız görülecektir…

Buyurun birlikte okuyalım…

1918–10–18 -DE–001

Kaynak: PA-AA-R 14104; A44066; pr. 19. 10. 1918 p. m, yazı

Alman Evangelist Misyonu- Doğu ve İslam Komisyonu

Kurulu Müdürü Karl Axenfeld’den Dışişleri Bakanlığına

Berlin, 18 Ekim, 1918

RAPOR

Osmanlı İmparatorluğu’nda bütün Türk olmayanlar aslında Ermenilerle aynı kaderi paylaşıyorlar: Mezopotamya’daki Süryaniler, Lübnan’daki Dürzüler, sahillerdeki Rumlar, ihtişamlı dağlarındaki Kürtler ve hatta Araplar. Bununla birlikte bir savaş sırasında bu ülkede oynanan trajedinin henüz sonuna gelmiş değiliz. Kim yüz binlerce Türk askerini ve son zamanlardaki Türk muhacirleri de sayıyor ki bunlar Müslüman olmalarına rağmen, asıl savaş nedenlerinden değil, lakaytlık, vicdansızlık ve düzen eksikliği nedeniyle mahvoluyorlar ve hala gün be gün yok oluyorlar. Savaşan güçler arasında sadece oran olarak değil, gerçek sayı olarak Türkiye’nin ki korkunç insan kaybı olan başka ülke yoktur. Ve hala bunun sonu görünmüyor. Diğer yandan, savaşan ülkeler arasında kıtadaki hiçbir ülke her şeye, yaşam için gerekli olan her şeye hammaddelere ve besin maddelerine, tamamen bağımsız ayakta durabilecek bu zenginliğe sahip değildir. Tam bu zıtlık, bir korkunçluk taşıyor. Dikkatli bir gözlemci bu korkunç çelişkiyi küçük boyutlarda sarsıcı tablolar olarak her gün sokak ortasında görebilir.

Kurtuluş saati ne zaman gelecek ve tarih usta boyunduruktaki halkı kölelikten özgürlüğe götürecek Musa’lık payesini acaba kime verecek? (Sayfa 873)

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir