MAZİYE YOLCULUKLAR – 167 / MEHMET CANTEKİN’E SELAM SÖYLE

MAZİYE YOLCULUKLAR – 167

MEHMET CANTEKİN’E SELAM SÖYLE

Kej Oğlu Abdulkadir Aydın’a Saygılarımla

8 Mart 2013 Cuma günü saat 14. 26’da bir mesaj aldım:

“Ağabey, Abdulkadir Aydın bugün vefat etti. Cenazesi yolda, Kâhta’ya gidiyor. Allah rahmet eylesin.” Mehmet-Zeliha Bakır.

Ankara’ya taşınan hemşerilerim ve Mersin’de eski komşularım Mehmet-Zeliha Bakır çiftinden mesaj gelmişti…

Sevgili Abdulkadir Aydın Ağabeyi sevdiğimi ikisi de çok iyi bilirlerdi…

Gurbetteki Kâhtalılar olarak, karşılıklı ev ziyaretlerimizde hep Kâhta’yı konuşur, güzel insanlarımızı saygıyla anardık…

Abdulkadir Aydın Ağabeyin emeklilikten sonra Kâhta’ya dönmesini, Kâhta’da çok güzel bir ev yaptırmasını, Kâhtalılara hizmet etmesini doğduğu topraklara vefası olarak değerlendirirdim.

Abdulkadir Aydın Ağabey hakkında saygıyla, övgüyle konuşurdum…

Kendisini Kâhta Sevdalısı diye örnek olarak gösterirdim…

Mehmet-Zeliha Bakır çiftinin mesajı beni sarstı…

İnanmak istemedim. Gönlüm bu mesajda bir isim benzerliği, bir yanlışlık, bir hata arıyordu…

Hemen Ankara’daki Mehmet-Zeliha Bakır çiftini telefonla aradım…

Cenazeyi saat onda Kâhta’ya uğurladıklarını, cenazenin Cumartesi günü kaldırılacağını söylediler…

Sevgili Abdulkadir Aydın Ağabeyin uzun bir süredir hastanede tedavi gördüğünü bu konuşmamızda öğrendim…

Otogardaki Kâhta Petrol firmasının yazıhanesini aradım. Saat yirmi üçte gidecek otobüste yerimi ayırttım…

Kâhta’daki yeğenlerimden birini telefonla aradım. Geleceğimi bildirdim… “Bekliyoruz,” dedi…

Gençliğinden beri siyasetten vebadan kaçar gibi kaçan bir akrabamı aradım… Geleceğimi bildirdim… O da “Bekliyoruz,” dedi…

Yol hazırlığına başladım…

Kâhta’da bir lisedeki öğrencilere hediye olarak göndermeye söz verdiğim şiir kitaplarımdan seksen âdetini bir koliye koydum…

Diğer hazırlıklarımı tamamlayıp otogara gittim…

Saat yirmi üçte Kâhta’ya doğru yola çıktım…

Güneş doğmadan önce Kâhta’da Karayolları caddesinde otobüsten indim…

Saatte akrep ve yelkovan beş otuz beşi gösteriyordu…

Caddede kimseler yoktu.

Yeğenimin oturduğu sokağa girdim. Yakındaki camiden çıkan beş kişi evlerine doğru gittiler…

Bu erken saatte kapı çalmaya gönlüm razı olmadı…

Bir gün önceden haber vermiş olsam dahi hiçbir kapıyı çalamadım…

Elimdeki kitap kolisini yeğenimin oturduğu evin bahçe duvarından avluya bıraktım…

Cami avlusuna girdim.

Hiç kimse yoktu…

Elimi yüzümü yıkadım. Çıktım.

Karayolları caddesinde bir saat aşağı yukarı doğru yürüyerek zaman doldurmaya çalıştım…

Bir esnaf işyerini açtı. İşyerinin önünü suladı, süpürdü… Tertemiz etti…

Sabah yürüyüşüne çıkan iki tanıdıkla ayrı yerlerde karşılaştık ve sohbet ettik…

Yeğenimin eşi beni aradı. Nerede olduğumu sordu… Sabah namazından beri beni beklediğini sözlerine ekledi…

Evin yakınında olduğumu söyledim… Kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtılar…

Sobaya odun atıp tutuşturdu…

Kahvaltı için ekmek almaya gitti…

Apolitik akrabam beni aradı… Beni beklediğini söyledi.

Yeğenimin evinde olduğumu, kahvaltı hazırladıklarını, beraber kahvaltı yapmaya davet ettim…

Fazla uzak olmayan evinden çıkıp geldi…

Kahvaltı yapmadan arabası olan bir akrabamızı telefonla aradık. Biz kahvaltımızı bitirdiğimizde araba kapıdaydı…

Cenazenin kalkış saati hakkında bir karışıklık vardı…

Cenaze saat dokuzda kalkacak diyenler vardı.

Cenaze onda kalkacak diye minareden anons edilmişti.

Cenaze öğle namazından sonra kalkacak diyenler oldu…

Gerçeği cenaze sahibinden öğrenmeye karar verdik.

Sevgili Abdulkadir Aydın Ağabeyin küçük kardeşlerinden Hüseyin’in evine gittik. Cenazenin kalkış saatini, toplantı yerini öğrendik…

Hastaneye gittik, kimseler yoktu.

Vakit erkendi.

Uzun yıllardır göremediğim Kerim Dayımın sevgili eşi Gafure Hanımı ziyaret ettim…

Sevgilerimi sundum. Hasret giderdik. Dertleştik… Ayrıldık…

Taziye için toplanılacak evin önüne gittik… Abdulkadir Aydın Ağabeyin akrabaları, komşuları, sevenleri toplanmaya başlamışlardı…

Onlarca yıldır göremediğim eş, dost ve komşular bir sevdiğimizin cenazesinde buluşmuştuk… Ayaküstü hal hatır soruldu…

Hepimiz acılıydık…

Hepimiz hüzünlüydük…

Hepimiz yastaydık…

Hastanede cenazeyi almaya gittik…

Morgun önünde buluştuk…

Abdulkadir Aydın Ağabeyin teyzesinin oğlu, çocukluklarından beri can ciğer olan, birbirlerine iki kardeşten daha yakın olan Abdulkadir Taşoğlu morgun önünde gözyaşlarına hâkim olamıyordu…

İki Abdulkadir’i gençliklerinden beri tanır, sever ve sayardım…

Bir Abdulkadir morgda cansız yatıyordu…

Diğer Abdulkadir morgda cansız yatan Abdulkadir’e ağlıyordu…

Ben ağlamamak için kendimi zorlarken, yaşayan Abdulkadir Ağabeyin gözyaşlarını gördüm… Kendimi tutamadım…

Ağladım… Ağladım… Ağladım…

Abdulkadir Aydın Ağabey morgdan bana sesleniyordu:

— Ağlama Mahmut’um… Huzurlu olmamı istiyorsanız Kâhta Sevdasını yücelttin… Doğduğunuz toprakları sevin… İnsanlarını sevin… Doğduğunuz topraklara ve insanlarına hizmet edin… Hizmet edenler güzelleşir… Unutulmazlar…

Gözyaşlarımı sildim:

— Sevgili Abdulkadir Aydın Ağabey, sen Kâhta Sevdalısı güzel insan, seni hiç unutmayacağım… Seni saygıyla anacağım, dedim…

Cenazeyi morgdan alıp Ulu Camiye geldik… Büyük bir toplulukla cenaze namazı kılındı…

Eski mezarlıkta Ağabeyim Mehmet Cantekin’e yakın bir yerde defin işlemi yapıldı…

Uğurlar ola Abdulkadir Aydın Ağabey…

Uğurlar ola kadife kadar yumuşak, ummanlar kadar sevgi dolu Kâhta Sevdalısı yürek…

Uğurlar ola sohbetinde huzur bulduğum, ağabeyim gördüğüm, insanların babasına güvenmediği bu lanetli zamanda, benim için güvenli liman, güzel insan…

Uğurlar ola Cami Mahallesinin mert, yiğit delikanlısı, dost canlısı dost…

Uğurlar ola karınca ezmeyen, daldaki yaprağa, gökteki serçeye saygı gösteren efendiler efendisi Abdulkadir Aydın Ağabey…

Uğurlar ola doğduğu topraklara can-ı gönülden bağlı vefakâr insan…

Uğurlar ola komşuluğun, hemşeriliğin en güzelini ömrü boyunca pratiği ile ispatlayan insanların en güzeli, gönül dostu komşum, hemşerim, canım Kâhtalım…

Uğurlar ola arkasında tatlı bir seda, güzel bir eda, acı bir veda bırakan Kâhta’mın saf, dürüst, namuslu, yardımsever evladı…

Uğurlar ola arkadaşı Mehmet Cantekin’in cenaze namazında örümcek beyinlilere verdiği ders, kırk dört yıl sonra kendi cenazesinde övgüyle, saygıyla anılan yiğit arkadaş…

Uğurlar ola kırk dört yıl önce konuştuğu yerde selamlanan adam gibi adam…

Mahalle, ilkokul, ortaokul, lise arkadaşın Mehmet Cantekin’e selam söyle…

Adıyaman’da lisede okurken aynı evi paylaştığın Mehmet Cantekin’e selam söyle…

İki Kâhta Sevdalısı yürek, gurbet ellerinde son nefesinizi verdiniz…

Mehmet Cantekin, İstanbul’da bu fani Dünya’ya veda etti…

Abdulkadir Aydın Ağabey, sen Ankara’da hoşça kalın insanlar, dedin…

Canınız kadar sevdiğiniz, insanca yaşanan bir yer olması için çaba harcadığınız doğduğunuz topraklara döndünüz…

Aynı mezarlıkta birbirinize yakın gömüldünüz…

Doğarken komşu doğdunuz…

Ölürken yine komşu oldunuz…

Yaşarken insanlığa hizmet ettiniz…

Bu Dünya’ya veda yolculuğunuzda güzelliğinizle insanları arkanızda ağlattınız…

Cenazenizde arkanızda iyilikleriniz, güzellikleriniz, dostluklarınız konuşuldu…

Kâhta’ya sevdanız konuşuldu…

Çağdaş bir kent olarak hayal ettiğiniz Kâhta’nın sorunları konuşuldu…

Dünden bu güne hayallerinize ihanet eden, Kâhta’yı çirkinleştiren, hayalleri olmayan çapı sıfır koltuk sevdalıları konuşuldu…

Kâhta’yı, Kâhtalıları seven, Kâhtalıların mutluluğu için hayalleri olan, hayalleri için çaba gösteren insanlar saygıyla anıldı…

Sevgili Abdulkadir Aydın Ağabey sen sevgiyle, saygıyla anıldın ve uğurlandın…

Uğurlar ola güzel insan…

Uğurlar ola Kâhta sevdasının yiğit süvarisi…

Uğurlar ola insanlığın, dostluğun, mertliğin, komşuluğun yılmaz savunucusu…

Uğurlar ola başımın tacı güzel dost…

Uğurlar ola Sevgili Abdulkadir Aydın Ağabey… Mehmet Cantekin’e selam söyle… İki sadık dost olarak birbirinize sarılın… Hasret giderin…

Ben hasretinizle yanayım…

Gözyaşlarımla suladığım bu satırlarla ikinizi selamlıyorum…

 

 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir