MAZİYE YOLCULUKLAR – 168 / ALMAN BELGELERİNDE ADIYAMAN

MAZİYE YOLCULUKLAR – 168

ALMAN BELGELERİNDE ADIYAMAN

Almanya’nın en tanınmış gazetecilerden WOLFGANG GUST tarafından “ALMAN BELGELERİ/ ERMENİ SOYKIRIMI 1915–1916/ Alman Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşiv Belgeleri” isimli kitap yayınlandı.

Adıyaman ile ilgili bölümleri yorumsuz size sunuyorum…

Bölüm başlıklarını ve alıntı yaptığım sayfaların numaralarını ekliyorum…

Adıyaman tarihini yazacak arkadaşlara bir katkım olursa sevinirim…

ADIYAMAN TARİHİNDEN BİR DÖNEM

“Yetişkin Erkeklerin Öldürülmesi”

“Leipzig’de felsefe doktorası yapmış ve Erzurum’da Almanca öğretmenliği yapan Ermeni Sarkis Manukyan 19 Haziran’da doğduğu şehri 500 aileyle birlikte terk etti. Çok geçmeden kafileden 200 erkek ayrılıp öldürüldü. Daha sonra Suruç’ta Kürt aşiret lideri Hacı Bey’in [Hacı bedir Ağa] kardeşi Zeynel Bey’in huzurunda geri kalan tüm erkeklerin ölüm saati geldi çattı. “Bütün erkekleri dar bir vadi içinde topladılar, 2115 kişiydik. (Türk ve Kürt ağalarına hepimiz için kelle başına para verdiğimiz için bir liste yapmıştık. Bundan dolayı sayıyı kesin olarak biliyorum.)

Kadınlar ve çocuklar önceden gitmişlerdi. Kürtler ve jandarmalar bize ‘Siz şimdi öleceksiniz fakat biz suçlu değiliz, bunu hükümet istiyor’ diye açıklamada bulundular. Bizi bağladılar. Çocuklarımızı ve kadınlarımızı gözettiğimizden dolayı direnmeyi denemedik. Zeynel Bey herkesi tek tek Kürtlerin ve jandarmaların önüne getirmekle ve aşağı yukarı on adım ötede idam ettirmek için kimin neyi varsa alınmasıyla meşguldü. Bıçak ve baltalarla başlar kesildi ve cesetler bir çukurun içine atıldı.” (1915–11–30-DE–001, Ek 2) Manukyan kurtuldu, çünkü Kürtçe biliyordu ve kaçması için yardım edilmişti.” (Sayfa 47)

“Köy, Kasaba ve Şehirlerdeki İmha Eylemleri”

“Elbette katliamlar sadece erkekleri değil, kadın ve çocukları da tehdit ediyordu. “Erkelet’te binlerce insan öldürüldü” diye bildiriyordu Malatya’daki Körler Yurdu Başkanı Ernst Jacob Christoffel. “Yozgat çevresindeki 6 Ermeni köyünde bebekler de dâhil herkes katledilmişti.” Bir görgü tanığı Alman Konsolosu RöBler’e şunları anlattı: “Besni’deki aşağı yukarı 1800 kadın, çocuk ve sadece birkaç tane erkekten oluşan tüm nüfus sürüldü. Onlar sözde Urfa’ya nakledileceklerdi. Fırat nehrinin bir kolu olan Göksu’da soyunmak zorunda bırakıldılar, tamamı boğazlandıktan sonra nehre atıldılar.” (Sayfa 50)

“İNFAZCILAR”

“Diğer cellâtlar da isimleriyle anıldılar. Almanya’da doktora yapmış Sarkis Manukyan, Malatya’ya iki saatlik mesafede erkeklerin; Kürtler tarafından öldürülmesi hakkındaki raporunda Kürt şefi Zeynel Bey’in yanı sıra iki Türk’ü de sorumlu olarak anıyor. “Ali Paşa, kardeşi Nuri Bey uzaklaşmışken, kendisi idamlarda bizzat hazır bulundu.” Bazen subaylar ve yüksek memurlar da aktif olarak Ermenilerin imhasına katıldılar.” (Sayfa 117)

1915–07–27-DE–001

Kaynak: PA-AA-R 14087; A 23991, pr. 14.8. 1915 p.m; rapor

Baskı: DuA Dok. 120 (kıs.); 144 (kıs)

Halep Konsolosundan (Röβler)

Alman İmparatorluğu Başbakanına ( Bethmann Hollweg)

K.Nr: 81/B. No 1645

Halep, 27 Temmuz 1915

Gizli

3) Rumkale, Birecik ve Cezire’de [Suriye] görülen Fırat nehrinin üzerinde cesetlerin yüzmesi olayı, bana bu ayın 17’sinde anlatıldığı üzere, 25 gün boyunca devam etmiş. Cesetlerin hepsi aynı şekilde ikişerli olmak üzere sırt sırta bağlanmış bir haldeymiş. Bu düzenlilik, bunun başıbozuk bir katliam olmadığına, resmi makamlar tarafından gerçekleştirilmiş bir katliam olduğuna işaret ediyor. Anlatıldığı üzere ve tahminlere göre, cesetler Adıyaman’da askerler tarafından nehre atılmış. Raporun devamında da anlatılacağı gibi, birkaç günlük aradan sonra bu sefer daha da fazla sayıda ceset yine nehirde akıp giderken görülmeye başlanmış. Bu defa daha çok kadın ve çocuk cesetleri söz konusuymuş. (Sayfa 328)

1915–08–13-DE–001

Kaynak: PA-AA-R 14087; A 25860, pr. 3.9. 1915 p.m; rapor

Baskı: DuA Dok. 1137

Halep Konsolosundan (Röβler)

Alman İmparatorluğu Başbakanına (Bethmann Hollweg)

K.Nr: 86/B. Nr. 1772

Halep, 13 Ağustos 1915

“Adıyaman’dan yola çıkan başka bir birlik hakkında daha önceki benzer başka durumlarda olduğu gibi çok ayrıntılı bilgiler verildi. Adıyaman’dan çıkan 696 kişiden 321’i Halep’e vardı; 206 erkek ve 57 kadın öldürüldü, 70 kadın, kız ve 19 oğlan çocuğu kaçırıldı. Geriye kalanlar hakkında bilgi yok.” ( Sayfa 376)

Ek 2

“Bir Avusturyalının Tuttuğu Kayıtlar”

“Halep’teki Alman Konsolosluğuna 11 Ağustos 1915’te verildi.”

“Ermenilerin Urfa Civarındaki Naklinden Gözlemler”

“Bahşiş, satın alma ya da dostluk yoluyla göç eden kitlelerden kadın, kız ve çocuk alabiliyordunuz. Daha sonra resmi makamlar bu alışverişi yasakladı; ancak yine de bu tip olaylar cereyan etmekte. Ben kendim yolda Türkler tarafından alınan biri 16 ve diğeri 30 yaşında iki kadın gördüm. Aynı gün o Türklere misafir gittiğimde, bu iki kadın bana Adıyaman’dan olduklarını ve 10 gündür yolda olduklarını anlattılar. Jandarmalar onlara iyi davranmış ve hırsızlık yapan bir Kürt çetesini geri püskürtmüşler.”

“Her bir köye vardıklarında onlara ekmek ve peynir verilmiş. Günlük yürüyüş süreleri 6 – 7 saat arasındaymış ve sık sık istirahat ediliyormuş. Adıyaman yolu üzerinde öldürülmüş çıplak kadınlara ve göğüsleri kesilmiş, parçalanmış kadın vücutlarına rastlamışlar. Hayatta kalmayı başaran iki kişi, kısmen hastalıktan kısmen de kaçmak niyetiyle kafileden geriye kaldıklarını ve sonra Kürtler tarafından tecavüze uğramış ve soyulmuş olduklarını anlatmışlar.” (Sayfa 378)

“1915 -11–30-DE–001”

“Kaynak: PA-AA/R 14089; A 36213, pr, 15.12.1915 p.m.; Rapor”

“Halep Konsolosundan (Röβler)”

“Alman İmparatorluğu Başbakanına (Bethmann Hollweg)”

K.No 110/No. 2725 Halep, 30 Kasım 1915

“Diğer bir ekte bir Ermeni olan Sarkis Manukyan’ın Erzurum’dan Suruç’a (Urfa’nın güneybatısına) giderken yaşadıklarını gösteren bir tabloyu iletiyorum. Manukyan 1905-1908’de Berlin’de, 1908-1910’da Leipzig’de felsefe öğrenimi gördü ve sonunda felsefe doktorası yaptı. Yıllarca Erzurum’da bir Ermeni okulunda öğretmenlik yaptı, önce General Posselt’in daveti üzerine, sonra Alman Konsolosu Scheubner’in davetiyle Alman Dil Kursu öğretmenliği yaptı. Onun kafilesinin kaderi de diğer birçokları gibi oldu: Erkekler ve kadınlar ayrıldılar, erkekler öldürüldü. Onlar için harcanacak kurşun yoktu, balta ve bıçaklarla öldürüldüler. Bir günde 2000 erkek kesildi. Jandarmalar kurbanları kesim yerine götürmede görev aldılar ve Kürtler Hükümetin emriyle hareket ettiklerini iddia ettiler.

Kafile’ye daha önce ve sonra, Adıyaman Kaymakamı refakat etti. Kafilenin hayvanları, malı ve mülkü, kadın ve çocukların üzerindeki elbise parçaları bile memurlar tarafından alındı. Böyle zalimce katliamları son aylarda ben sıklıkla işittim, ama görgü tanığı olmadığı için sustum. Herhalde şüphe götürmez bir tanık sayılabilecek olan Manukyan, böylesi sahneleri yaşadı. Kendisini, iyi Kürtçe bilmesi sayesinde kurtardı. Ben şu anda ona oturacağı bir ev gösterilmesi veya en azından Suruç’tan çöle gönderilmemesi için çaba harcıyorum.” (Sayfa 582 – 583)

Ek 2

Halep, 25 Kasım 1915

Erzurum’dan Suruç’a Giderken Yaşadıklarım

Biz bu yılın 19 Haziran’ında 500 aile Erzurum’dan ayrıldık ve 2 Temmuz’da Erzincan’a vardık. 300 asker ve bir Yüzbaşı bize refakat ettiği için, Kürtler tarafından sık sık küçük baskınlar ve soygunlar yapılmasına rağmen yolculuk nispeten sakindi. Ayrıca biz askerlere ve komutanları Kamil Efendi’ye ödeme yapmak zorundaydık. Bize böyle emredilmişti. Erzincan’dan Kemah’a geldik. Orada Yüzbaşı Kamil Efendi ve yanındaki birçok komitacı (çetas), ellerinde bir liste, 200 kişiyi isimlerini okuyarak ayırdılar ve orada basitçe, haklarında ölüm kararı verildiği açıklandı. Onlar götürüldüler.

Biz Kemah’tan Malatya’ya geldik. Hükümet orada bize ait olan elimizdeki 400 çadırı aldı, şehrin mutasarrıfı bu davranışı kısaca, “Bunlar bize lazım” diye açıkladı. Bize 4 çadır kaldı. Hükümet Malatya’dan Suruç’a kadar bize rehber olarak Hüsnü-Mansur’dan (Adıyaman) sivil kaymakam Nuri Bey’i verdi. Kürt aşiret reisi Hacı Bedir Bey ve kardeşi Zeynel Bey çok sayıda adamlarıyla bize refakat etmek için onunla birlikte olmak zorundaydılar. Zorlu dağlarda her gün ancak iki veya üç saat ilerleyebilerek Malatya’dan sonra daha iki gün yol almıştık ki, Kürtlerin Hükümet tarafından niçin bize refakat etmekle görevlendirildiğini ancak orada anladık. Tüm erkekleri dar bir vadide topladılar, biz orada 2115 erkek idik (biz Kürt ve Türk rehberlerimize kelle başına para vermek zorundaydık, bunun için bir liste tutuyorduk, bu yüzden sayıyı tam biliyorum). Kadınlar ve çocuklar hemen yola çıkarıldılar, Kürtler ve jandarmalar bize şunu açıkladılar: “Siz şimdi öleceksiniz, fakat bunun suçlusu biz değiliz, bunu Hükümet emretti.” Bağlandık.

Kadın ve çocuklarımızın hatırına direnmeyi denemedik. Zeynel Bey aktifti, hepimizi tek tek Kürtler ve jandarmalar aracılığıyla önüne getirtti. Herkesin nesi varsa elinden alındı ve on adımlık bile olmayan bir mesafede idam infaz edildi. Bıçak ve baltalarla başlar kesildi ve cesetler bir uçuruma fırlatıldı. Zeynel Bey’in yanında Nuri Bey yarım saatliğine uzaklaştığı zaman kardeşi Ali Paşa oturuyordu. Burada 2000 adam öldü. Sadece 115 adam mucize eseri kurtuldu. Bunlar biraz Kürtçe bilen ve para vaatleriyle Zeynel Bey’in önüne götürülmemek için kendine imkân yaratanlardı. Ben de Kürtçe konuştuğum için bunların arasındaydım.

Biz kurtulanlar ertesi gün kadın ve çocukları yeniden bulduğumuzda –ki onlar infaz alanından iki saat uzaktaydılar- Malatya’dan iki memur, neyimiz varsa el koymak için geldi. Elbise, yatak, altın, eşya, para, öküz (800’ün üzerinde) at, eşek vs. hayatımızı kurtarmak için her şeyimizi vermek zorunda kaldık. İki gün sonra Kaymakam ve Zeynel Bey 3000 Lira istediler. Biz ya bu parayı bulup verecek ya da ölecektik. Kadınların yanında biraz para ve altın kalmıştı, bunu da verdik. 1000 Lira toplanmıştı.

Buradan sonra yedi günde Suruç’a geldik. Bütün yolculuk 3 ay sürmüştü. 600 aileden şimdi geriye 110 aile kalmıştı (Biz başlangıçta 500 aile toplanmıştık, yolda değişik köylerden 100 aile daha bize katılmıştı.) Öldürülenler arasında, Leipzig’de öğrenim görmüş iki arkadaşım, Izahakyan ve Terlemezyan da vardı. Sonuncusu Van’daydı, ama biz sürgün edildiğimiz sırada Erzurum’da bulunuyordu.

Zeynel Bey’den kurtulanları da salgın hastalıklar götürdü. Şimdi hala 50’ye yakın erkek var. Kadın ve çocukların da çoğu öldüler. Birçok kadın ve kız yolda kaçırıldılar.” (Sayfa 584–585–586)

 

 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir