MAZİYE YOLCULUKLAR – 205 / YILMAZ GÜNEY

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 205

YILMAZ GÜNEY

”Ne Kemik Uğruna Köpek Olduk,
Ne de Menfaat Uğruna Çakal…
Biz Hayatımız Boyunca Hep Dik Durduk”…

YILMAZ GÜNEY

Çocukluğumuzda Ayhan Terzi’nin sinemasında heyecanla beklediğimiz filmler, Yılmaz Güney’in filmleriydi.
Yılmaz Güney yüreğimizin diliydi. Keke Yılmaz, derdik. Severdik. Hem de çok severdik.
Biz gençliğe ayak bastığımızda, Yılmaz Güney Çirkin Kral olmaktan çıkmış, sinemanın ustası olmuştu.
“UMUT” filmi bir şaheserdi.
Yılmaz Güney’in unutamadığım bazı filmlerinin isimlerini sizinle paylaşmak istiyorum:
Ben Öldükçe Yaşarım–1965, Hudutların Kanunu–1966, Balatlı Arif -1967, Seyithan- 1968, Umut- 1970, Umutsuzlar – 1971, Ağıt – 1971, Baba – 1973, Arkadaş – 1974, Zavallılar -1974 Sürü -1978, Yol -1982, Duvar 1983.

Yılmaz Güney aynı zamanda şair ve yazardı. Kitaplığımda Yılmaz Güney’in kitaplarını elime alıp çocuk sever gibi okşuyorum.
İşte Yılmaz Güney kitapları:
“Boynu Bükük Öldüler,” “Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz,” “Ağıt,” “Salpa,” “Sürü,” “Sanık,” “Arkadaş,” “Hücrem,” “Ölüm Beni Çağırıyor Gençlik Öyküleri,” “Acı, Yol, Aç Kurtlar,” “Sonsuz Bekleyiş Otuz Yılın Şiirleri,” “Bir Gün Mutlaka,” “Zavallılar,” “Endişe,” “Oğluma Hikâyeler,” “Selimiye Mektupları,” “Siyasal Yazılar,” “Umut,” “Umutsuzlar,” “Baba.”

Yılmaz Güney’in internet sayfalarında paylaşılan sözlerinden bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum.
Yüreğimin sesi olan cümleler:

”İlk suçumuz yoksul olmaktı.”

Biz de bilirdik sevgiliye karanfil almasını.
Lakin aç idik yedik karanfil parasını…

Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki ;
Paran bittiğinde, şerefin de bitmesin!

”Ne Kemik Uğruna Köpek Olduk,
Ne de Menfaat Uğruna Çakal…
Biz Hayatımız Boyunca Hep Dik Durduk”…

Benim Acıya Verecek Bir Şeyim Kalmadı,
Mutluluktan Alacağım Var…

Kızdığım Zaman Değil,
Sustuğum Zaman Bitmiştir!

Ben bir kavga adamıyım. Sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş kavgasının sinemasıdır.

Ben kimsenin canını yakmadım; onlar benim ateş olduğumu bile bile geldiler.

Bir köle olarak yaşamaktansa, özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.

Biz, önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık.

Bizim parasızlıktan kesemediğimiz sakalımız serseriye moda olmuş.

Geride kalan tek şey yüreğim… Sahip bile çıkamıyorum artık ona! Baksana almış başını gitmiş sana…

Güzellik bir bütünün sonucudur. Bunun için kolay görülmez, kolay varılmaz, kolay anlaşılmaz.

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili.

OnbinIerce, miIyonIarca insan beni izler hedefim onların sevgisine layık olmak, farkında oImadıkIarı şeyleri göstermek, onları uykularından uyandıracak fiImIer yaparak onları topIumsaI mücadeleye katmak için çalışırım.

Unutmak zaman ister demiştim, yanıImışım. Zaman değil yürek istiyormuş. O da sende kaldı.

Pardösüsü oIanIar kışı özlerdi. Ekmeği oIanIar akşamı, Uykusu oIanIar geceyi beklerdi. ÖIüm beni çağırıyor.

Hayatı kendim için yaşamıyorum ve korkmuyorum hiç bir şeyden. Başıma geIecekIeri de biliyorum. Her şeye rağmen düşmana inat yaşayacağız. Yarın bizim çünkü…

Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir. Hayatı sınırlayan hapishane odur ki, iIk fırsatta yıkıImaIıdır. Dünyayı daha iyi kavrayabilmek için…

Bir köpeğin dostluğu, bir dostun köpekliğinden iyidir.

Her şeye rağmen düşmana inat yaşayacağız. Yarın bizim çünkü. Biz öleceğiz ama çocuklarımız bırakacağımız mirası taşıyacaklar yüreklerinde. Ve onların yürekleri bizim altında ezildiğimiz korkuları taşımayacak.

İnsanları taş duvarlar, demir parmakIıkIar arasında terbiye etmeyi, onların düşüncelerini önlemeyi düşünen anlayış yıkılacaktır.

Ülkemden ayrılışım, özgür olmak, yaşamak istediğimden ötürü değil, özgürlük ve demokrasi kavgasına daha etkin ve aktif bir biçimde katiIabiImek içindir.

Arkadaşlar! Dışarı da bir şeyler oluyor farkında mısınız? Uykuda oIanIarı sarsın, uyandırın. Herkese söyleyin, yakında ışıklar kesiIebiIir. Karanlıkta ne yapacaksınız? (“12 ELYÜL darbesi öncesi yapılan uyarı” M. Cantekin)

Baylar, korkunuzu, telaşınızı anIıyoruz. Bugün otlandığınız toprakları, fabrikaları madenleri korumak için her türlü vahşete hazırsınız. Ama biImeIisiniz ki, korkunun eceIe faydası yoktur ve hiçbir vahşet bizi haklı davamızdan caydıramayacaktır.

Eğer bir toplumda, devrim ve topIumsaI değişim için koşuIIar oIgunIaşmışsa, ama bu topIumsaI değişimi gerçekleştirecek bir güç yoksa o toplum için için çürümeye başılar.

Dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim, onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye…

Hadi takas edelim bir şeylerimizi…
Mesela gülüşünden ver ömrümden al.

Bir zalime sırt vererek başka bir zalimle savaşılmaz.

Hasretin, yüreğimin sadık bir bekçisidir Sevgili…

Yaşamak ne güzeldir be sevgili… Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek. Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın…

Damla damla sevgili. Bir gün akıp gideceğiz hayata. Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur. Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

Faşizm hangi ülkede olursa olsun, sadece o ülkenin işçisine ve halkına değil, tüm dünya işçilerine ve halkına karşıdır.

Dağlarımız, ovalarımız ve ırmaklarımız bizi bekliyor Biz bütün ömrümüzü gurbette geçirip Gurbet türküleri söylemek istemiyoruz, Biz yiğitlikleri ile destanlar yazmış bir halkız Ve önümüzde duran bütün güçlükleri yenecek azıma, kararlılığa ve koşullara sahibiz… Dost ve düşman herkes bilsin ki; Kazanacağız, Mutlaka KAZANACAĞIZ!

Sorunun esası şudur: Ya devrim yolunu seçeceğiz… Ya da, bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boğun eğerek, şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz. Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir.

Teller büyük evleri korurmuş, köpeklerde büyük(!) adamları.

Mücadele ruhu olmayan bir insanın yaşayan ölüden ne farkı var ki?

Zenginlik dedikleri ne ki? Kokunu satın alamayacak kadar fakirim…

Sevgili, yetmiyor “sevgili” sözü tek başına. Karşılamıyor içimi dolduran duyguyu. Oysa ben “sevgili” derken neler düşünüyorum bilsen.

Ben iyi niyetimle sadece bu gün kaybederim! Oysa sen karaktersizliğinle bir ömür kaybedeceksin.

Babam derdi ki:
Midenizi başkasının ekmeğine,
Sırtınızı başkasının elbisesine,
Cebinizi başkasının parasına alıştırmayın…

Onlar bir tavuk çalanı aşağılayarak hırsız diye suçlarken; Bir kalem oyunu ile milyonları yutanı “beyefendi” diye selamlarlar…

Mutluluğa inanmıyorum. Daha doğrusu, bir insanın tek başına mutlu olabileceğine inanmıyorum. Hayat bana ağlayan çocuklar, yıkılmış evler, yoksul insanlarla dolu günler gösterdi…

Toplum ilişkilerinin özünde tarafsızlık yoktur. Tarafsızlık, taraf tutmanın bir biçimidir.

Acılardan, yenilgilerden, ders çıkarmadan kurtuluşun yolu açılmaz.

Kiminle gülüyorsan ona aitsin.

Bir gün nereli olduğumu sordular.
— Babam Sivereklidir, dedim.
Siverek adına şaştılar, hiç duymamışlar.
— Nerdedir bu Siverek? Dediler.
— Siverek Napoli’nin kazasıdır, dedim.
Düşündüler bir süre, birbirlerine bakındılar.
— Biz İtalya’yı çok iyi biliriz. Yanlışınız olmasın. Napoli’nin böyle bir kazası yoktur.

Siverek İtalya’da olsa bileceklerdi. Siverek Urfa’nın bir kazasıydı. Urfa da Türkiye’de bir şehirdi.

Bizim memleketin insanları iyidir, akılları çoktur; İtalya’yı bilirler, Fransa’yı bilirler. Çinistanı, Falanistanı bilirler, lakin kendi yurtlarını bilmezler. Dünyanın öte ucundaki ülkelerin yardımına koşmak için can atarlar. Onlar için şiirler yazar, onlar için ağıt yakarlar. Falanistan köylüsünün acısını anlatan kitaplar kapışılır, benim memleketimin insanlarına sırtları dönüktür, onları görmezler, göremezler.

Yılmaz Güney’in sözlerini okudunuz.
Her cümle bir kitap olacak kadar anlamlıdır…
Her sözünü bir daha okuyunuz ve anlamlarının derinliklerine dalınız…
Ben bu sözleri onlarca kez okudum ve sizinle paylaştım…

Keke Yılmaz Güney, bu sözleri çerçeveletip evime asacağım…

Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki ;
Paran bittiğinde, şerefin de bitmesin!

”Ne Kemik Uğruna Köpek Olduk,
Ne de Menfaat Uğruna Çakal…
Biz Hayatımız Boyunca Hep Dik Durduk”…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir