MAZİYE YOLCULUKLAR – 208 / DERSİM SÜRGÜNLERİ

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 208

DERSİM SÜRGÜNLERİ

Ağustos sıcağında Çukurova cayır cayır yanıyordu.

Bedenimden akan terler, üstümdeki elbiselerimi sakız gibi vücuduma yapıştırmıştı.

Yorgun, bitkin bir halde yürüyordum.

Sokağın ortasında bir parkın önünde durdum. Dalları koyu yeşil büyük bir ağacın altındaki masalı bir banka oturdum.

Elimde, Belge Yayınlarında çıkan öğretmen Hasan Demir’in yazdığı “DERSİM’DEN TUNCELİ’YE 38 Katliamı Tanıklıkları” kitabı vardı. Masanın üstüne indirdim.

Cebimden mendilimi çıkarıp terimi sildim.

Çok geçmeden tanımadığım iki emekli geldi. Selam vererek karşımdaki banka oturdular. Emeklilerden biri masaya koyduğum kitabın ismine dikkatlice bakmaya başladı.

Benden müsaade istedikten sonra kitabı alıp inceledi.

Beni iyice süzdükten sonra sorusunu sordu:

— Ne iş yapıyorsunuz?

Ben de yüzüne bakarak cevapladım:

— Okumayı çok seven bir öğretmenim. Sen ne iş yapıyorsun?

Biraz durakladıktan sonra soruma cevap verdi:

— Emekli memurum. Tunceli’de yıllarca çalıştıktan sonra emekli oldum.

1938 olaylarıyla ilgili bütün iskân belgeleri bizdeydi. Yusuf Halaçoğlu, Türk Tarih Kurumu başkanı olduğu zaman bizim daireyi aradı. Telefonda görüştük. Benden1938 olayları ile ilgili belgeleri istedi. Binlerce belge olduğunu, göndermemin mümkün olmadığını söyledim. Sonraki yıllarda belgeleri bizim kurumdan aldılar.

Dersim ile ilgili sohbete başladık. 1938 olayları ile ilgili çok kitap okumuştum. Okumaya devam ediyordum. Kendisi yirmi yıldan fazla Tunceli’de görev yapmıştı. Uzun bir sohbet oldu.

Sohbetin sonunda bana bir öneride bulundu:

— İşyerim karşıda. Bilgisayarımda Dersim ile ilgili bir belge var. Görmek istersen inceleyebilirsin.

Birlikte kalktık. İşyerine gittik. Dersim ile ilgili belgeyi inceledim. Okuduğum hiçbir kitapta bu belge yoktu.

Belgeyi bilgisayarıma göndermek için müsaade istedim. İzin verdi.

“İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürü” Ruhi Gürbüz İPEK imzalı belgenin bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum:

BİLGİ NOTU

“Tunceli yöresinde 1938 yılında oluşan askeri harekât nedeni ile 1938 tarih ve 2848 sayılı kanunla bazı köyler yasak ve boşaltılmış bölge ilan edilmiştir. Yasak ve boşaltılmış bölgelerde ikamet eden aileler Bakanlar Kurulunun 06.08.1938 Tarih ve 2/9409 sayılı kararı ile  (yerlerinden alınanların iskânı)toplam 131 köyden 2927 aile 31 ayrı ile iskân edilmiş ve bu ailelerin tüm taşınmaz malları hazineye devredilmiştir.

İskân edildikleri iller:

Manisa’ya               238 aile

Niğde’ye                    34 aile

Sinop                         30 aile

Samsun                     60 aile

Tekirdağ                   17 aile

Yozgat                       62 aile

Zonguldak                  6 aile

Bursa                         317 aile

Kastamonu                61 aile

Konya                                    212 aile

Kütahya                    212 aile

Uşak                            51 aile

Eskişehir                  138 aile

İstanbul                        6 aile

Isparta                       30 aile

İzmir                         121 aile

Kayseri                      80 aile

Kırklareli                    8 aile

Balıkesir                204 aile

Çanakkale                 44 aile

Çankırı                     125 aile

Çorum                        57 aile

Denizli                      144 aile

Edirne                           5 aile

Bilecik                       181 aile

Antalya                       83 aile

Afyon                           73 aile

Bolu                             45 aile

Burdur                        12 aile

Aydın                         183 aile

Amasya                       88 aile

Olmak üzere toplam 2927 aile 31 il’e iskân edilmiştir.

2510 Sayılı Kanunun 5098 sayılı kanunla kaldırılan 26.maddesine göre, yasak bölgeden nakledilenlerin bıraktıkları gayrimenkuller Devlete geçer.”

Anlayacağınız: Toplam 131 köyden ölümden kurtulan 2927 aile 31 ayrı ile iskân edilmiş ve bu ailelerin tüm taşınmaz malları hazineye devredilmiştir.

Ailesi öldürülmüş, kendisi ve küçük çocuğu ölümden kurtulmuş Zeré ile komşusu Lale kadının hikâyesini öğretmen Hasan Demir’in yazdığı “DERSİM’DEN TUNCELİ’YE 38 Katliamı Tanıklıkları” kitabından okuyalım:

“Zeré ile Lale, Kalanlı kalabalık bir grupla birlikte Hozat üzerinden Elazığ’a gönderildiler. Elazığ’da bin civarında kadın-erkek, çocuktan oluşan, tel örgülü kampa yerleştirildiler. Saçları sıfır numara kesildi. Birkaç gün sonra trene bindirilerek, işkence gibi uzun bir yolculuğa çıkarıldılar.

İndirildikleri yerin “Eskişehir” olduğu söylendi kendilerine. Lale, trenin durduğu her garda Dersimlilerin indirilip dağıtıldıklarını gördüğü için, Eskişehir garında, Zere’ye sarılıp, ağlamaya başladı; boynunu bükerek, dilsiz olduğunu, kendisinden ayrılmamasını işaret etti. Zere “tamam, ayrılmayacağız” anlamında başını salladı.

Bir görevli onları bir araca bindirerek, başka bir bilinmeyene doğru yolcu etti. Araçtan indiklerinde, bir başka görevli tarafından karşılandılar. Doğruca kaymakamlığa götürüldüler. Kaymakam olduğu anlaşılan kişinin uzun konuşmasından, aklında tek kelime kaldı. “Sivrihisar.”

Sivrihisar da yolun sonu olmamıştı. Tekrar yola çıkarıldılar. Lale, korkusundan açık tepki vermiyordu, ama Zeré’yle göz göze gelince işaretleriyle isyanını belli ediyordu. Zeré ise; gideceği yerden çok geride bıraktığı İksor’a takılmıştı. Ailesinden ve köylülerden kimler kalmış, kimler ölmüştü. Başka kurtulan var mıydı? Amcasının oğlu? Bacısı? Kardeşi? Sorular… Sorular…

Daldığı bu düşüncelerden, bir köyün meydanında arabadan indirilirken sıyrıldı. Hortu Köyü’ne gelmişlerdi. Etrafına bakındılar, pencere perdelerini aralayıp kendilerine bakan ve göz göze geldiklerinde, hızla geri çekilip perdeleri kapatan köy kadınlarının yüzündeki kin ve nefret Zeré’yi korkuttu.

Meydanda kalakaldılar.

Yakındaki çeşmenin başında iki kadın, bir de genç kız vardı. Zeré’nin bebeği su sesine doğru çırpınınca Zeré, bebeğine su vermek için onlara doğru ilerledi. Kadınlar dönüp bakmadılar. Genç kız dönüp bu “uzaydan gelen” yabancılara bakınca Zeré, (yalvarırcasına) boynunu büktü, bebeği gösterip, su istedi. Genç kız istenileni anladı. Elindeki tası doldurdu. Zeré’ye uzatacaktı ki; kadınlardan biri kudurmuşçasına kıza saldırdı. Elindeki tasa vurdu, tas yere düştü. Zeré, bağırıp çağıran kadının ne söylediğini hiç anlamadı, ama mahcup ve pişman oldu.

Olup bitenleri pencereden izleyen yaşlı bir kadın, koşarak aşağı indi. Aynı sertlikle su vermeyi engelleyen kadına tepki göstererek bağırıp çağırdıktan sonra getirdiği tası doldurdu, bebeğe elleriyle içirdi. Şefkat dolu bir sesle bir şeyler söyleyince, Zeré ile Lale rahatladılar.”

Bu coğrafyada tarih boyunca kıyımlar ve sürgünler yaşandı.

Günümüzde Suriye ve Irak’ta yaşananları televizyon ekranlarında izliyoruz.

İzlerken gülüp geçenler de var. Benim gibi yüreğine ateş düşüp, gözyaşlarına engel olamayanlar da var.

Son sözüm bir duadır:

 

Allah’ım, hiç kimseyi yerinden, yurdundan etme. Kimseyi vicdanı kararmış zalimlerin ellerine düşürme…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir