MAZİYE YOLCULUKLAR – 215 / ÖLÜM YOLU

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 215


ÖLÜM YOLU


Kitap okumak cahilliğe zarar verir diyerek, okumaya devam ediyorum. Dün bitirdiğim kitabın adı: Kedername

Bu kitapta Malatya Kâhta arasında bir “Ölüm Yolu” olduğunu öğreniyorum. Kâhta’da güvendiğim bir bilge kişiyi telefonla arıyorum. “Ölüm Yolu” hakkında bilgisi olup olmadığını soruyorum.

Hemen cevap veriyor:

— Biliyorum. Kâhta’da o yolun adı “Riya Mırıne” olarak bilinir. Binlerce insan o yolda önce soyuldu sonra öldürüldü. Çocuk yaşta kızlar, genç kızlar ve gelinler kaçırıldı. Tecavüz edildi.

Ermeni kafilelerin getirilip devir teslim yapıldığı toplanma yerinin adını öğreniyorum: Fırıncı Köyü.

“Kedername” kitabında Malatya yerlisi ile Arapkir yerlisi iki canlı tanığın kendi el yazılarıyla ifadeleri var.

Kâhta tarihini yazacaklara, Arapkirli Ermeni’nin ifadesinin bazı bölümlerini yorumsuz sunuyorum.


KİTABIN ADI        : KEDERNAME

1915 Hayatta Kalanların Tanıklıklarına Dair Belge Koleksiyonu

KİTABI ÇEVİREN: DİRAN LOKMAGÖZYAN

YAYINEVİ              : BELGE YAYINLARI

SAYFA SAYISI       : 613


BELGE NO 129


HAYATTA KALAN GALUST GALUSTYAN’IN, ARAPKİR ŞEHRİ ERMENİLERİNİN TEHCİRİ VE KATLİAMLARIYLA İLGİLİ TANIKLIĞI


21 Haziran 1917, Baberd (Bayburt), Yetim Okulu


Arapkir Olayları 1915–1917

Arapkir 25 000 nüfusa sahip olup, bunun 15 000’i Ermeni, sadece 10 000’i Türk’tür; köylerde ise büyük oranda Kürtler yaşamaktadır. Arapkir’de bulunan Ermeni köylerinin kendi okulları ve kiliseleri vardır.

Arapkir’deki 700 dükkândan 550’si Ermenilerin elindeydi. Türklerin zanaatı yoktu. Sadece az sayıda tüccarı vardı.

Yerel okullar da önemli derecede ileri gitmişti. Ermenilerin milli bir lisesi, kızlar için de bir yüksek okul vardı. 300’ün üzerinde öğrencinin okuduğu bir de Orta Okul vardı.

Bunların haricinde 10 tane mahalle okulu vardı. Toplam öğrenci sayısı 1200’e ulaşmaktaydı.

Sayfa: 440


Arapkir’de Manusa (pamuklu dokuma) üretimi vardı, Üreticilerin hepsi Ermeniydi. Hiçbir Türk’ün fabrikası yoktu, bu işle uğraşanların hepsi Ermeniydi. 2000 kadar tezgâh vardı ve sadece Ermeniler çalışıyordu.


Dünya Savaşı: 22 Temmuz 1914’te Avrupa Devletleri çatıştığında ve Dünya Savaşı hâsıl olduğunda Türkiye de seferberlik ilan etti ve 20–45 yaşları arasındaki erkekleri topladı. Bu hesapla 3000 kadar genç Arapkir’den gitti.

Sayfa: 441


İlk gündü, sayıları 10 000’e ulaşan tüm halkla birlikte Arapkir’den yola çıktık. Kadın, çocuk, gelin, kız, yaşlılar ve 250 kadar da erkek vardı. Urfa’ya gittiğimizde bize bir şey yapmamaları için, bizi önceden İslamlaştırmışlardı. Muhafız olarak 150 kadar çete ile zaptiyeler, jandarmalar ve yerli Türkler bize refakat ediyordu. İlk günü, şehrin güneyinde bulunan bir ovaya vardık. Kafile burada durdu ve orada kaldık. Bu köylerde bir şey olmadı. Sayfa: 445

Dokuzuncu gündü, iki saat yol yürüdükten sonra bir zaptiye yüzbaşısının bulunduğu bir Kürt köyüne vardık. Vahşinin tekiydi ve o güne kadar geçen Ermeni aileleri üzerinde, Ermeni kızlarını alıkoyup Ermeni çocuklarını keserek, caniliklerini uygulamıştı. Aynı şey bizim Arapkir halkına da oldu; Ermeni bakireler annelerinden ayrılıp yüzbaşının pençelerine düşerek onun kurbanı oldu.

Geceyi orada geçirdik ve işte gece yarısında tekrar jandarmalar, “hemen kalkın, kalkın gideceğiz”, diye bağırdılar bize.

Bir niyetleri vardı, bizden gene para istiyorlardı. Tekrar önemli bir meblağ toplandı, yüzbaşıya verildi ve sesini çıkarmadı.

Gündüzdü. Onuncu gündü. Kafile bu sefer Yeprat’a (Fırat) yaklaşarak tekrar yola düştü. Bu çetelerin, jandarmaların ne istediklerini, bizimle ne oyun oynadıklarını anlamıyor, sadece onlara itaat ediyorduk.

Kalabalık günden güne azalıyordu; şimdi sadece 8 000 kişi kalmıştı. Yollarda ölmüş olan 2 000 kadar kaybımız vardı ve bir de erkekler.

Sayfa: 449



O gün de üç saat yürüyerek, ne ekmek ne de suyun bulunduğu ıssız bir dağın eteğine vardık. Su vardı, fakat jandarmalar bize vermeyip sadece kendileri içiyor, su vermek için bizden para istiyorlardı.

O korkunç geceyi de geçirdik. Sabah olmuştu, sevkin (sevkiyatın) son, 11. gününde, şimdi de yukarıya doğru yola koyulduk. Şimdi tekrar Malatya’nın doğu tarafındaydık, fakat ne kadar uzakta bilmiyorum. Bir tepeyi tırmandık, ardından da koca bir dağı ve önümüzde bir vadi belirdi.

Bakana dehşet salan devasa karlı dağlar. Dağın eteklerinde köyler ve yeşil bahçeler vardı. Köyün içinde ve aşağısında ise, tarlaların yanında noktalara benzeyen binlerce kişi karıncalar gibi kaynaşıyordu.

Ve biz onların yanına doğru götürülüyorduk. Köylerden ve vadilerden geçtik. Öğlendi ve işte kafile, 11 günlük eziyetli bir hayattan sonra, uzaktan görmüş olduğumuz bu köylerin arasında mola verdi. Korkunç sıcaktı ve bedenlerimiz kan-ter içindeydi, hepimizin yüzü tozdan dolayı şekil değiştirmişti. Mezardan çıkmış hortlaklara dönmüştük.

Nihayet binlerce kişilik bir kalabalığın kaynadığı köylerin yakınına geldik.

Ah, Ermenilerdi, bizim gibi tehcir edilip, Fırıncı olarak anılan ve Ermenilerin mezarına dönüşen bu köye getirilmişlerdi. “Siz ne zaman geldiniz?”, diye sorduk. “Dün geldik, Tokatlıyız ve Tokat’ın tüm Ermenileri burada”, dediler. Çadırlardan başlarını çıkarmış, çaresiz bakışlarla bize bakan gençler de vardı.

Az aşağıda, tarlaların içinde, ağaçların gölgesi altına sığınmış olanlar da vardı. Onlar da Ermeniydi ve Amasya Ermenileriydi. Onlar da ümitsiz bakışlarla bize bakıyorlardı. Yukarıda ise, kayaların üzerinde, Kharberd’in (Harput) yukarı mahallesinin Ermenileri konaklıyordu. Biraz ötede de Akın sevkieti vardı, onlar bizden önce gelmişti. Aşağıda, vadinin ağzında, Samsun ve Trabzon Ermenileri vardı. Öte de ise tarlanın diğer ucunda bulunan diğer kalabalık, Sivas ve çevresinin Ermenileriydi.

Bizim de yerleşebileceğimiz bir yerimiz yoktu. Tüm bunların üzerine de Arapkir Ermenileri geldi.

Dünya, hareketlilik içinde, yürek paralayan feryat-figan sesleri ile sanki gümbürdüyordu.

Nihayet biz de tarlanın üst tarafında bulunan küçük bir alana yerleştik.

Sayfa: 450


Bu köy, aylardan beri birçok şehrin Ermenilerini barındırmış, bugün de yine kanlı toprakları üzerinde, sonunda yutacağı tanınmış şehirlerin Ermenilerini barındırıyordu.

Toprak insan kafataslarıyla doluydu ve öyle bir çürüme vardı ki, insan kendisini hasta hissediyordu. Zaten biri, bu kadar eziyetlerden sonra böyle kötü kokulu bir yere düştüğünde boğulabilirdi.

Burada etraf olduğu gibi kan, sadece kan kokuyordu; iskeletler, ötede at iskeletleri, orada daha yeni öldürülmüş insanlar, diğer tarafta ise, aylarca güneşin altında kalıp şişerek korkunç derecede kokuşmuş olan sığır ve inek leşleri.

Zaten toprağın üzerindeki elbise ve bez parçaları, aylar önce bu yoldan Ermenilerin geçmiş olduğunu gösteriyordu.

Böylece, Türk hükümeti, 7–8 şehrin Ermenilerini bu yaz sıcağında buraya getirmişti. Ancak 60 yaşlarında olan ve orada durmuş bizi seyreden yaşlı bir Türk’e merakla yaklaşıp, yarın bizi nereye götüreceklerini bilip bilmediğini sordum. Yarın “ölüm yoluna” gideceğimizi söyledi. Ölüm yolunun ne demek olduğunu sordum tekrar, “Bu dağları görüyor musun?”, dedi yüksek ve karlı dağları göstererek, “Onların arasında 3 saat süren dar bir vadi yükselir. Vadiden yukarıya çıktığınızda, orada Kürt aşiret reisi Hacı Bedir Ağa, 10 yaşın üzerindeki tüm erkekleri kesip kadınları yağmalayarak, iyi kızları ve gelinleri ayırıp diğerlerini Kürtlerin rehberliğinde Yeprat’a [Fırat], Samsat Gemisi’ne [mavnalar] yollar. Orada parası olanları karşı tarafa geçiriyorlar, diğerlerini ise, parası olmayınca, nehre atıyorlar; karşıya geçen kısmı da Urfa topraklarına girer”, diyerek, benim için ümitsizlik ifade eden sözlerine son verdi.

Ümitsiz, dermansız ve hemen hemen çökmüş adımlarla bizimkilerin yanına geldim, anlattım ve işte hepsi de ağladı ve ben diz çökmüş vaziyette akşama kadar uyudum. Büyükannem geldi ve gidip su getirmemi istedi. Kalktım, fakat o sakallı adamın sözlerini düşündükçe üzerimde derman kalmıyordu. Su getirmeye gittim. Bizimle yürüyen jandarmaların, çetelerin ve zaptiyelerin Arapkir’e döndüklerini gördüm. Neden gittiklerini sordum. “Biz sizi buraya kadar getirdik, şimdi artık size başkaları refakat etsin”, dediler. Su getirdim ve büyükannem bize yemek pişirdi, çünkü bu Fırıncı köyünde şehirdekilerden daha iyi dükkânlar vardı. Korkunç derecede pahalıydılar ama her çeşit mal satılıyordu; bir domatesi 2 kuruşa satıyorlardı, fakat her çeşit mal vardı. Malatya çarşısının Fırıncı köyüne nakledilmiş olduğunu söyleyebilirim.

Şimdi Malatya’nın doğu tarafında, 3 saat ötesinde bulunuyorduk. Bu köyde jandarma karakolu ve müdür vardı. Müdür, buradaki Ermenilerle ilgili, saniye saniye telefonla emirler alıyordu.

Ve işte, jandarmalardan biri, müdürden aldığı emirle, “Yarın, dağa çıkmak için yola çıktığınızda, tüm mallarınızı burada, Tekâlif-i Harbi-ye’ ye bırakacaksınız ve hiç kimse yanındaki malları birlikte götürmeyecek”, diye bağırmaya başladı. Türk hükümetinin bize yaptığı modem bir yağmaydı, fakat ne yapabilirdik ki?

Burada hâlâ ertesi günü dağlı Kürtlere doğru yola çıkacak 8.000- 10.000 kadar Ermeni vardı. Yukarıda Kâhta adında bir kasaba vardı. Orada, bizi soymayı bekleyen bir kaymakam ve askerler vardı.

Sayfa: 451–452


NOT: O DÖNEM KÂHTA’DA İKİ KAYMAKAM GÖREV YAPMIŞTIR

A- Kasım 1915’e kadar Halil Cevdet Kâhta’da Kaymakam olarak görev yapmıştır.

B- Kasım 1915’ten sonra İbrahim Hakkı Tankut Kâhta’da Kaymakam olarak görev yapmıştır.

HALİL CEVDET HAKKINDA KISA BİLGİ:

1878 Makedonya doğumlu Halil Cevdet, Kasım 1915’e kadar Kâhta’da Kaymakam olarak görev yapmıştır. Kasım 1918’de görevli bulunduğu İzmir Kemalpaşa (NİF) ilçesi kaymakamlığından azledilmiştir.

Kemalist dönemde azil kararı kaldırılarak öğretim mesleğine geçti. Ocak 1924’de İstanbul Sanayi’ Mektebi Müdür Muavinliği’ne ve matematik öğretmenliğine tayin edildi. Bu görevde iken Aralık 1925’de İstanbul’da vefat etti.

İBRAHİM HAKKI TANKUT HAKKINDA KISA BİLGİ:

1883 Tiran/Arnavutluk doğumlu İbrahim Hakkı Tankut 9 Kasım 1915 tarihinde Kâhta kaymakamlığı görevine başlar. 25 Ocak 1916’da Çarşamba, 25 Ekim 1917’de Bafra Kazaları Kaymakamlıklarına atandı.

Nisan 1919’da Kaymakamlıktan ayrılarak Tütün Reji İdaresi Müfettişliğine nakledildi. Bu görevine, inhisarlar İdarelerinin birleştirilip Tekel Umum Müdürlüğü şekline getirilmesinden sonra Kemalist dönemde de devam etti.


MAZİYE YOLCULUKLAR – 102 /KAYMAKAM HAKKI isimli yazım İbrahim Hakkı Tankut hakkındadır:


http://www.gokyuzubilisim.com/index.php?option=com_content&view=article&id=178:maziye-yolculuklar-102-kaymakam-hakki&catid=50:maziden-esintiler&Itemid=73



 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir