MAZİYE YOLCULUKLAR – 216 / MÜZİSYEN CEMİLE CELİL

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 216

 

MÜZİSYEN CEMİLE CELİL

 

Çocukluğumun unutulmaz anılarından biri de orta boy radyomuzda, babamın evde Kürtçe müzik dinlemesiydi.

Dengbejler (ses sanatçıları) klamları (şarkıları) söylerken, babam can kulağıyla dinlerdi. Anadilimde müzik dinlemek benim de çok hoşuma giderdi.

Radyo’da Kürtçe müzik dinlerken aklımda kalan “Erivan radyosu” ve “Cemile Celil” sözcüklerini hiç unutmadım.

Dengbejlere hayranlığım o günlerden kalmadır.

Gençliğimde Kürtçe kaset almak için Siverek’e, Diyarbakır’a giderdim. Yüzlerce Kürtçe kasetim vardı.

Son okuduğum kitapta, Cemile Celil’in annesinin hikâyesi ile karşılaştım. Şaşırdım. Çocukluğumun Cemile Celil’inin ailesinin hikâyesini bilmiyordum. Birkaç kez yazıyı okudum. Yazıyı okuyucularımla paylaşmalıyım, dedim.

Cemile Celil’in annesinin hikâyesini paylaşırken, Cemile Celil hakkında da bilgi vermek gerektiğine karar verdim.

Önce Cemile Celil, hikâyesini anlatsın. Onu dinleyelim. Sonra annesinin yaşadıklarını okuyalım.

 

Cemile Celil ile yapılan röportaj:

Vatanından uzak ellerde Kürt müziğine adanmış bir ömür Cemile Celil’in ki. Ben müziğin gerillası oldum bir anlamda sözlerinde, yaşamı müzik gibi yaşayan bir insanın özlemleri, yola çıkış umutları var. Erivan radyosunun kurucularından Casım’e Celil’in de kızı olan Cemile Celil, Erivan radyosunun emektarlarından. Kürtçe müzik üzerine 7 eseri olan ve Kürtçe şarkıları toparlamak için köy köy dolaşan Cemile Celil, Kürt müziğinin önemli isimlerinden. Cemile Celil ile Ermenistan’da Kürt müziği, Erivan radyosunun gelişimi, Kürt müziğinin emektarları üzerine konuştuk.

 

— Öncelikle Erivan radyosundan başlayalım. Nasıl kuruldu, hangi aşamalardan geçti, şu andaki durumu nedir?

 

— Bir zamanlar Kürtçe radyo çok neşeli günler yaşadı. 1955 yılında kurulan radyo babam Casım’e Celil tarafından kuruldu, ayrıca Nurê Polatuv ile Orduxanê Celîl de kuruluşlarında yer aldılar. O zamanlar radyo 15 dakika yayın yapıyordu. Sadece haberler veriliyordu. Radyonun yaşamı yavaş yavaş gelişim gösterdi. Süresi uzadıkça programları daha da zenginleşti, fakat mevcut durumda zenginliğini kaybetmiş durumda. Şimdi yarım saat ancak yayın yapabiliyor, zaten öyle zengin programlar da yapamıyor.

 

— Radyoda ilk müziğe nasıl başlandı?

 

— İlk başta da belirttiğim gibi, radyo sadece haberler içindi… Ve babam bu on beş dakika içerisinde sadece ama sadece bir şarkı yayınlamak için çok uğraştı. Kürtçe şarkı çalınması yasaktı. Fakat babam izinsiz olarak zar-zor Şamile Beko için iki dakikalık izin almıştı. O zamanlar ben 15 yaşımdaydım. Babam hemen eve gelip bize, Kürtçe makamlar çaldığı müjdesini verdi. O gün evimizde şenlik yapıldı, çünkü kimse radyoda Kürtçe şarkı yayımlandığına inanmıyordu, bu bizim için ilk denemeydi. Babamın sevinci daha da aklımdan çıkmadı. Mendilini çıkarmış ve evde halaya durmuştu, şarkı söylemişti, flütünü çıkarıp ezgiler çalmıştı, çünkü buna inanmak zordu. Daha sonra babam devlet yetkililerin yanına giderek; herkesin radyoyu dinlemesini sağlamak için, her gün iki dakika Kürtçe şarkı yayımlanmasını önerdi. Çünkü sadece haber yayımlamak kuru bir tarz olup, yetmiyordu. Yetkililer de babamın bu önerisini kabul etti.

 

— O zamanlar, radyoda dengbejlik yapanlar kimlerdi?

 

— Babam köylere gider, Kürt kız ve erkeklerini üst başlarıyla çok doğal halleriyle olduğu gibi getirirdi. Bazı genç kız ve erkekler düğünlerde şarkılar söylüyordular. Fakat radyonun ismini duyduklarında hayır hayır! Casım amca biz radyoda şarkı söyleyemeyiz, babam izin vermiyor, annem bırakmıyor diyerek reddedelerdi. Babaları izin verdi mi, anneleri izin vermiyor; anneleri izin verdi mi de babaları izin vermiyordu. Bu araç sesimizi çalar, diyordular!

Sahakyan Anoş isminde Ermeni bir kadın vardı. Radyoya gelip çalışmak ve şarkı söylemek istiyorum, diyordu. Kendisi de Kürtçe dil ve sanatını çok iyi biliyordu. Aynı zamanda Elegez kültür grubunda çalışıyordu. Radyoda iki şarkı söyledi. Böylece ilk defa bir kadın radyoda şarkı söylemeye başladı. Bazı küçük gruplar vardı, ama radyoda şarkı söylemeye korkuyorlardı. Bu demir sesimizi çalar, diyordular. Babam da; korkmayın, korkmayın sesinize bir şey yapmaz, diyordu. Radyoyla ilgili her şey daha o kadar benliğimde yaşıyor ki!  Zaten biz aile olarak radyoda çalışıyorduk. Babam radyoyu, ezgileri, şarkıları çok seviyordu. Her zaman haberler önemlidir, fakat en önemlisi şarkılar, şarkılar, şarkılardır… Onlar varlığımız ve geleceğimizdir, derdi.

 

— Radyoda çalışmaya başlamanız nasıl oldu. Kürtçe şarkıları toparlama yönünde ciddi bir çalışmalar yürütmüşsünüz, bahsedebilir misiniz?

 

— 1967 yılında radyoda çalışmaya başladım. Radyodan önce, Talin alanında müzik öğretmeni olarak çalışıyor, Kürt çocuklarına müziği öğretiyordum. Kürt çocuklarının müzikte profesyonelleşmelerini çok isterdim. Talin’de çalıştığım zamanlar, yazılmamış birçok şarkıyı toplayıp yazılı hale getirdim. Genelde küçük kardeşimle (Celil) birlikte köylere giderek Kürtçe şarkıları toplar yazıya dökerdim. Böylece birçok halk eserlerini toplayarak yazılı hale getirdim. Temel amacımız, halkımızın sözlü eserlerini toplayıp, korumak, kaybolmalarını engellemek ve halkımızın hizmetine koyabilmek. Ben bir anlamda müziğin gerillası oldum.

 

— Radyo dengbejlerin yaygınlaşmasında da önemli bir rol oynamış?

 

— Kendisine dengbejim diyecek çok az kimse vardı. Bazıları gelip; radyoya sesimi vermek için gelmişim, diyordular. “Sen dengbej misin” diye sorduğumda da “vallahi bilmiyorum, acaba dengbej miyim değil miyim, fakat sesimi vermek istiyorum,” diyordu. Sesini dinledikten sonra; “sen tam da dengbejsin, sesin de güzel,” diyordum. Yani radyomuz sadece yayın için değildi, aynı zamanda dengbejlik için bir okul görevini de görüyordu. Halkımız her zaman geliyordu, radyomuz o zamanlar önemli bir çekim merkeziydi.

Radyoda bazı dengbejler şarkı söylüyor, müzisyenlik yapıyordu; Şamile Beko, Xelîle Abdullah, Egide Cimo, Karapêtê Xaço, Aram Tigran, Nurê Cewarî ve ben…       Memo’ye Silo’nun 9’a yakın şarkısını yazdım ve radyoda yayınlandım. Bu arkadaşların hepsi gerçekten büyük fedakârlıklar yapıyordular ve ücretsiz çalışıyordular, yani devlet ücret vermiyordu. Ayrıca Kürtçe dili de resmi değil, yani devlet resmi olarak bu radyoyu tanımıyordu. Bugüne kadar da bu radyo resmileşmemiş, böyle olursa devlet, çalışanlarına nasıl para verir.

Zaten Kürtler ne zaman para için şarkı söylemişler ki!

 

— Radyoda kaç şarkı yayınladınız ve kaydettiniz?

 

— Şimdiye kadar 1.500’e yakın şarkı kaydettik. Bu ise; dışarılardan gelen yüzlerce kasetin dışında bir sayıdır, mesela Berxwedan kasetleri gibi… Artist ya da profesyonel müzisyenlerimiz yoktu. Rejisörümüz de Ermeni’ydi. Bir şarkıyı kaydetmek istemimiz karşısında rejisör; Kürt insanlarının bu kadar zeki ve çabuk öğrenmelerine şaşırıyordu. Bu Kürtler annelerinden doğdukları gibi artist oluyorlar, diyordu. Bunun için de Ermeni rejisörler Kürtlerle ilişkilerinde zorluk yaşamıyordular.

Bu arada şuna da dikkat çekmek istiyorum. Bütün Kürtlerin sanatçı olmaları, ya da zengin bir halk kültürüne sahip olmaları yeterli değil, önemli olan Kürtlerin birlik olmalarıdır. Birliğimize sahip çıkmamız gerekiyor diye düşünüyorum, bütün değerlerimize sahip çıkarak yazılı hale getirmemiz gerekiyor. Başkalarının götürdüğü değerlerimize  “Ya bu Kürtlerin değerleridir, dedelerimizin, atalarımızın değerleridir, sen neden izinsiz aldın bunları” dememiz önemlidir. Şimdi köken olarak Kürt olan bazı sanatçılar değerlerimizi başka halklara mal ediyorlar. Ulusal değerlerimizi Türk, Arap gibi çeşitli halklara mal etmeleri için kimlerin bunlara izin verdiklerini de bilmiyorum.

 

— Birçok sanatçı var, Batı müziğini Kürt müziği içine koyarak söylüyor ve “yeni bir stil” diyorlar. Bu durumu Kürt müziği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

— Bazı Kürt şarkıcılar var, Kürtçe şarkıları Türkçeye ya da farklı dillere çeviriyorlar. Bunlara sormak gerekiyor, nereden izin alıyorlar, Kürt değerlerini nasıl kendilerine mal edebiliyorlar ve kendi isimleriyle satabiliyorlar? Fakat söz ettiğiniz bu yeni stil; eğer temelinde ulusallık varsa ve bu temelde yeni bir stille yapılıyorsa; bu iyi bir çalışma. Ama eğer değiştiriliyorsa ve ulusallık değerinden uzaklaştırılıyorsa o zaman eleştirilmeli.

 

— Kürt müziğini dünyanın diğer müziklerinden ayıran şeyler nelerdir?

 

— Kulağınız size her şeyi söyler ve anlatır. Şarkı Kürtçeyse ve sen hiçbir zaman bu konuda kandırılamazsın, kulakların seni kandırmaz, yanıltmaz. Fakat bunun yabancı bir şarkı olduğundan şüphelendiğin zaman, onun yabancılığını hissedersin. Şarkılar ve ezgiler ses titreşimlerine göredir. Müzik dilinde “Lado İntunatiya” denilir. Yani melodileri dinlediğin zaman, melodilerin ezgisi, sana hangisinin Kürtçe olup olmadığını anlatabiliyor. Kürt müziği de bu konuda orijinali ve temeliyle birlikte kapsamlı ve engindir.

Şimdilerde Lûrke, Lûrke şarkısını söylüyorlar. Zaten bu şarkının ismi de Kürtçedir. Birçok komşu halklar da bunu söylüyor. Bu, Kürt halkının varlığı anlamını taşıyor, güzel bir var olma… Herkes kendisine göre bu şarkıyı söyleyebilir, çünkü üzerinde Kürtlük ismi var. Birileri bunu söylediğinde seviniyoruz ve kendilerini alkışlıyoruz. Ve her zaman da sizler bizim varlığımızı dillendiriyor ve seslendiriyorsunuz, en azından bunun temelini ve ismini söyleyin ve unutmayın ki bu Kürtlüğün varlığının anlamını taşımaktadır, demekteyiz.

 

— Kısa bir süre önce 40 Kürtçe şarkıyı Batı müziği temelinde yeniden düzenlediniz. Neden Batı müziği?

 

— Halk müziğine göre oluşan şarkı ve ezgiler birçok yere dağılabiliyor, fakat derecesi yüksek olan müzisyenliğin müzik çeşitlerini yapma ihtiyacı bitmiyor. Bu her zaman halkçı kalıyor, fakat Batı araçları temelinde yapılıp yazıldığında, artık herkes kullanabiliyor ve faydalanabiliyor. Şimdi en büyük istemim, Kürtçe şarkı ve ezgiden oluşan 10 ciltlik kitap yazmaktır.

Ben çokça halk müziği dinliyorum. Günümüzde dünya bu bağırma-çağırmaları dinlemekten yorulmuş… Artık insanlar, içinde müziği olmayan şarkıları dinlemekten yorulmuş, müzikal tarzı şarkılardan da sıkılmış. Ve artık insanlık; orijinal halk müziğinin olduğu şarkılara geri dönüyor.

 

— Orijinal halk müziğinin şimdiki durumu nedir?

 

Asıl Kürt müziği; halkımız içerisinde çok berrak ve temiz kalmış. Mesela Botan taraflarında, Duhok taraflarındaki şarkılar çok temiz ve saftırlar. Ermenistan’da da; ülkeden göç eden halkımız kendisiyle birlikte orijinal halk müziğini de getirmiş. Şimdi hangi eve gidersen git, sana temiz, orijinal halk müziğini söyler. Halk olarak biz, çok müzik severiz. Müzikle ilgileneni olmayan hemen hemen hiç bir aile yoktur. Ermenistan Kürtleri sadece şarkı söyleyip, müzik aletleri çalmamış, her zaman müzik aletleri de yapmışlar. Yani müzik aletlerini hem kendileri yapar, hem de kendileri çalarlar (firiq, mey, zurna…) Şamile Beko müzik aletleri yapan Kürtlerimizden çokça söz ederdi, bunların nasıl Ermenilere, Farslara, Acemlere, Türklere müzik aletleri sattıklarını da… Suriye tarafındaki Kürtlerimize bakalım; genelde saz çalıyorlar.

 

— Kürt müziğini ve eserlerini koruma yönünde dengbej ve müzisyenlerimize nasıl bir görev düşüyor?

 

— Dengbejler bunu çok rahatlıkla yapabilirler. Mesela köylerde büyükleri toplayıp onlardan şarkı söylemelerini isteyebilir ve bunları kaydedebilirler. Bu en büyük değer olarak da ortaya çıkar. Halkından uzak yaşıyor olabilirsin, ama her zaman ruhunla, duygularınla ve çalışmalarınla halkınla birlikte olmalısın. İşte o zaman en büyük değerleri ortaya çıkarırsın. Fakat halktan koparsan, hiçbir umudun da gerçekleşemez.

 

Cemile Celil kimdir…

Müzik lisesini bitiren Cemile Celil (63) Romanus Milikiyan kolejini bitirdi. Komitas üniversitesi konservatuar bölümünde okuyan Cemile Celil, 1964 yılında henüz 24 yaşındayken Kürtler üzerine ilk kitabını çıkardı. Ardından Kürtler, ezgi ve şarkıları üzerine yeni kitapları yayınlandı. Şu anda Kürtçe müziğine yönelik 7 kitabı bulunuyor. Yeni bir kitap çalışması içinde bulunan Cemile Celil, kendi yaşamını da kitaplaştırmak istiyor. Cemile Celil, Erivan radyosunda uzun yıllar çalıştı ve Kürtçe eserleri toparlamak, kaydetmek için uzun çalışma yürüttü.

 

KAYNAK: POLAT CAN – ŞİLAN ÇİYA – 24 MAYIS 2004

 

CEMİLE CELİL’İN ANNESİNİN HİKÂYESİ

 

KİTABIN ADI: ERMENİ SOYKIRIMI – HAYATTA KALAN GÖRGÜ TANIKLARININ ANLATTIKLARI

KİTABIN YAZARI: Prof Dr. VERJINE SVAZLIAN

YAYINEVİ: BELGE YAYINLARI

KİTABIN SAYFA SAYISI: 1064

 

76. TANIK

 

KHANUMA CINDİ CALİL’İN TANIKLIĞI

(D. 1912,KARS, ĞIZILĞULA KÖYÜ)

 

Ben 1912’de Kars’ın Ğızılğula Köyü’nde doğdum. Babam köyün sucusuydu. Bizimkiler tarım ve hayvancılıkla uğraşırlardı. Babamın adı Cındi’ydi. Babamın evi iyi bir ev, gerçek bir ocaktı. Rus devlet memurları gelip evimizde kalırlar; misafir edilirlerdi. Biz Ermenilerle içli dışlıydık. Hatta babam Ermenice konuşurdu.

Sülalemizde 57 kişi vardı. Hepsi birbirleriyle barışık ve uyum içinde yaşarlardı. O büyük sülaleden sadece ben hayatta kaldım.

Babamın Rızgo isimli bir erkek kardeşi vardı; diğer erkek kardeşinin ismi ise Ğaro’ydu. Amcam Sayid de Ermenilerle çok iyi ilişkiler içerisindeydi.

1918’de biz de Ermenilerle birlikte Ezidiler olarak Kars’tan göç ettik; zira bizdeki bir âdete göre, aşiret göç edince herkes onu takip ederdi.

Alagyaz’ın eteklerinde bizimle aynı aşirette mensup insanlar vardı; oraya gittik, uyum sağladık.

Göç yolunda Türkler bizi takip ediyorlardı. Arkamızdan gelip rastladıkları insanları öldürüyorlardı. Ermeni, Ezidi birbirimize karışmış, geride bir sürü ceset bırakarak kaçıyorduk. Ama bugüne kadar hatırladığım bir köprü var; orda Türkler üstümüze saldırıp hem Ermenileri hem de Ezidileri öldürmeye başladılar. Öldürüp nehre atıyorlardı. Nehirde cesetler üst üste yığılmıştı. Orda babamı ve annemi de tüfekle vurup öldürdüler. Amcamı yatakların kıvrımlarının arasına saklamıştık; kurtuldu. Amcam beni ve kendi oğlu Kamel’i yanına aldı; yürüyerek Aştarak’a vardık.

Tarihler 1920 yılını gösteriyordu. Aştarak’ta, müdürü Alikhan isimli bir Ezidi olan bir yetimhane vardı. Ama o bize sahip çıkmadı; “elinizde belge yok” dedi. O yetimhanede hem Ermeni vardı, hem Ezidi; hatta Türk bir çocuk bile vardı. Telli isimli çok güzel bir Türk kızı vardı. O yetimhane zengin Beklar’ın eviymiş; devlet onun elinden alıp yetimhaneye dönüştürmüş. Amcam bizi bırakıp gitmişti. Biz, ben ve Kamel yetimhanenin dışında kaldık. Gece duvarların dibinde uyuyor, gündüz ise dilenerek varlığımızı sürdürüyorduk. Ne yapalım? Açtık; ekmek topluyorduk. Orda Sofi-tsalo adı verilen bir kadın vardı. O bir gün beni yanına çağırdı ve şöyle dedi: “Sen kız çocuğusun; dilencilik yapma. Gel, ben sana avlumda bir yer vereyim.” Onun Vardan, Tigran isimli oğulları ve Arpenik isimli bir kızı vardı. Sofi-tsalo onlardan Ezidi Alikhan’a göstermek üzere bir belge getirmelerini rica etti. Oğulları da isteğini yerine getirdiler. Alikhan bizi yetimhaneye kabul etti. Allah Sofi-tsalo’ya rahmet eylesin! Zira biz onun sayesinde hayatta kaldık. Amcamın oğlu Kamel tifüs hastalığına yakalandı. Ben onu sırtıma alıp Aştarak Hastanesi’ne götürdüm; ama orada öldü. Bir gün Hovhannes Tumanya, kızı Nivard’la birlikte Aştarak’a, bizim Ezidi yetimhanesine geldi. O, Ermenilerle Ezidiler arasında ayrım yapmıyordu. Başımızı okşadı ve bana sordu: “Kızım nasılsın?” Utanıp başımla iyi olduğumu işaret ettim.

1926’ya kadar yetimhanede kaldım; o zaman bütün yetimhanelerin birleştirilip daha sonra Stepanavan adını alan Calaloğlu’na taşınacağı emri geldi; orası bir yetimhane merkezi haline geldi. Sonra, yaşı tutanların Leninakan’da (şimdi Gümrü) açılan tekstil-trikotaj fabrikasında çalışmaya gitmesi emri geldi. Ben de oraya gitmek istedim; ama bana izin vermediler. Sonra bir yolunu bulup gidenlerin arasına katıldım ve Leninakan’a vardım. Orda bize yemek çekleri veriyorlardı. Cebimizde para yoktu. Biz yemek çeklerimizi nakde çevirip, o parayla bilet alarak Yerevan’a geldik; bu olay 1929 yılında cereyan etti.

Yerevan’a gelen yetimler Eğitim Bakanlığı’na başvuruyorlardı. Orda iyi kalpli bir Ermeni bize çok yardım etti; o bize: “Biz sizi gökte ararken yerde bulduk. Ağasi Khancıyan Ezidiler için bir teknik okul açtı. Sizi oraya göndereyim; eğitim alın.” Dedi.

Ben de Ezidi Teknik Okulu’na gittim. Okula tayin edilen ilk müdür Casıma Calil’di. Orda bize bedava elbise ve yemek verdiler. Öğrenim gördüm. Sonra da Casıme Calil’le evlendim. Öyle ki, Ermenilerin yardımıyla ve onların sayesinde kurtulduk; ev-bark sahibi olduk. Allah bize yardım eden iyi kalpli o Ermenilere rahmet eylesin. Çocuklarım Ermeni eğitimi aldı. Ordikhan ve Calil tezlerini verdiler; bilimsel unvanlar elde ettiler; müzisyen olan kızım Cemile’nin kendisi de iyi ve akıllı çocuklar yetiştirdi ve torunlarının yanı sıra bana da bakıyor. Ben çocuklarıma çok müteşekkirim. Ben artık kendi torunlarıma seviniyorum.

SAYFA: 280 – 281

 

 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir