MAZİYE YOLCULUKLAR – 221 / YELE YAZILAN YAZILAR

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 221

 

 

YELE YAZILAN YAZILAR

 

KİTABIN ADI:          YELE YAZILAN YAZILAR

KİTABIN YAZARI:  A. Sırrı Özbek

YAYINEVİ:               Belge Yayınları

BİRİNCİ BASKI:     Şubat 2015

SAYFA SAYISI:       126

 

Sevgili hemşerim A. Sırrı Özbek’in “Yele Yazılan Yazılar” ve “Taammüden” isimli kitapları ile Gülizar’ın Kara Düğünü (Arménouhie Kévonian) ve Ermeni Soykırımı (Raymond Kévorkıan) kitapları öğle saatlerinde kargo ile geldi.

“Yele Yazılan Yazılar” isimli kitaba başladım. Akşam olmadan kitabın son sayfasına gelmiştim.

Toprağımın insanlarının yaşadıklarını, kısa ve akıcı bir dille öyle güzel anlatmış ki kitabın nasıl bittiğini fark edemedim.

Her yazı beni maziye götürdü. Duygulandım, hüzünlendim, öfkelendim, ülkemdeki adaletsizliklerden utandım ve bazen gözyaşlarıma hâkim olamadım.

Sevgili hemşerim A. Sırrı Özbek, yaşadığımız gerçeklerin resmini edebi dille çizip yarınlara armağan etmiş.

İnsanlar neler yaşadığımızı öğrenecekler…

 

“Öztürk” yazısı bana Adıyaman Cezaevinde koğuş arkadaşım Türkçe bilmeyen Sincikli yetim Osman’ı hatırlattı.

“Hökümat” Kâhtalı köylülerin misafirperverliğinin ve mertliğinin hikâyesidir.

“Kırkdüğme Yelek” Şair Ahmet Arif ile ilgili tatlı bir anıdır.

“Konuşmak Yasak” yazısı, 20 yaşında Diyarbakır Cezaevinde yatarken ziyaretime gelen canım annem ile babamı bana hatırlattı. Çektikleri çile gözlerimin önüne geldi. Gözlerim doldu. Yazıyı dinleyen eşim, mendil uzatmak zorunda kaldı. Boğazıma bir yumruk geldi oturdu. Yazıya eşim devam etti.

“Anladığım Dilde Sor” yazısı, beni Çoban Reşo ile işkence arkadaşı yaptı.

“Berber Abuzer” Adıyaman’daki Pirin Palas işkence merkezine götürülmüş. Beni üç sefer Pirin Palasta sorgudan geçirdiler. Anadilimle kendilerine küfür ettirdiler. Bedenimi lime lime ettiler. Otuz iki dişimden ikisini sağlam bıraktılar. Alnıma kara leke süremediler. Ne dostumu sattım ne de düşmanlarımın adını verdim. Zor günlerdi. Ateş çemberinden alnı ak çıktım.

“Dişçi” yazısı, işkence sırası kendisine gelmeden bileklerini kesen Besnili dişçiyi hatırlatıyor.

“İdam” yazısı bütün Adıyamanlıların bildiği Mehmet Emin Taştan’ın ailesinin gördüğü zulmü anlatıyor.

“İnfaz” yazısı, 1990’lı yıllarda Sıdık Bilgin Öğretmenin karakolda infaz edilişini anlatıyor. Olay o günlerde muhalif basında çok yer almıştı.

“Bir Arpa Boyu Yol Alamadık” yazısı, seksen yaşındaki Seyit Rıza ile on yedi yaşındaki Erdal Eren hakkında idam kararı veren adaletin resmini çiziyor.

“Galileo Galilei” yazısı da ibret vericidir. 22 Haziran 1633 yılında Roma Engizisyon Mahkemesi, Galileo Galilei’ye üç yıl boyunca haftada bir defa Kutsal kitaptaki yedi nedamet ilahisini okuma cezası verir. 12 Eylül 1980 yılında hapishanelerde her gün marş ezberleme dayağı atılıyordu. Roma Engizisyon Mahkemesi, Kenan Evren’in gestapolarından daha insaflıymış.

“Asker” yazısında Selvi Ananın tepkisini öğreniyoruz: Üsteğmen, senin bize yaptığını Fransız askerleri yapmadı.

“Oğluna Anlat” yazısında infaz edilip Silvan’da yol kenarına atılan İsa Öğretmenin acılı sonunu öğreniyoruz.

“Merhamet Yürek İster” yazısı yüreğimi kanattı. Sakine Ananın acısı analarımızın acısıdır. Ben Sakine Ana’da annemi gördüm.

“Öfke ve Ölüm” yazısı, hıncını alamadan ölen Mustafa’nın hazin hikâyesidir.

“Allah Teskere Aldı, Peygamber İzinli” yazısı yürek paralayan zulmün resmidir.

Uzman Çavuş Cengiz, bir çobanı karakola getirip işkence eder. Hırsını alamayan Uzman Çavuş, çobanın karısını karakola getirip kocasının gözleri önünde tecavüz eder. Bununla da yetinmez, arabanın arkasına koyar, götürüp yol kenarına atar; karı kocayı uzun namlulu tüfekle tarayıp öldürür. Ve ekler: Allah  buradan teskere aldı, Peygamber izinli.”

Tanık ifadelerine rağmen Müslüman Türk Uzman Cengiz’e, Türk adaleti hala hesap sormamış.

“Anıt” yazısında ölülere bile rahat verilmediğini öğreniyoruz.

“Katil Serbest” yazısı içinde bulunduğumuz perişanlığın hazin resmidir: Tanıkların teşhis ettiği katil elini kolunu sallaya sallaya gezerken, “katiller yargılansın” diyenlere toplam elli dört yıl ceza verilmiş.

“Devletin Poşusu” yazısı basında çok yer alan bir konuyu işliyor: Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Adıyamanlı Cihan Kırmızıgül, poşu taktığı için otuz üç yıl ceza almıştı. Devlet suç aleti olarak poşuya el koymuştu. Burası Türkiye dedirten bir olaydı.

Filistin, Bayrak, Böcek, Madıba, Sevan Nişanyan, Sevag Balıkçı, Hrant, Tarım, Leylekler Nereye Yuva Yapsın, Köpek, Tosbağa, Dallas, Acı Hayat, Amazon, Eğitim, Darbe Mantığı, Okul, Yoksulluğun Soğuk Yüzü, Ayaz Bebeği Ayaz Öldürdü, Boyacı, Çoban, Namusumu Temizledim, Bedava Eğitim, Adaletin Kekeş Terazisi, Hırsızlık Ayıp Değil, Aç Gözlü Olmayın, Utanç, Kör yazıları duyarlı bir yüreğin haykırışlarıdır.

Bütün yazıları sevdim. Okursanız sizin de seveceğinize inanıyorum.

Ellerine sağlık sevgili hemşerim A. Sırrı Özbek.

Kalemin susmasın.

 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.