MAZİYE YOLCULUKLAR – 224 / GÜLİZAR’IN KARA DÜĞÜNÜ

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 224

 

GÜLİZAR’IN KARA DÜĞÜNÜ

 

Coğrafyamızla ilgili 1800 yıllara ait anıları okurken, İstanbul’daki hükümet adamlarıyla ve yerel yöneticilerle ilişkileri olan bazı aşiretlerin canavarlaştığını görüyoruz.

Bu çeteler insanların dillerine, dinlerine ve etnik kökenlerine bakmadan köylere saldırıyorlar, insanları öldürüyorlar, evlerini yakıyorlar.

Kadınları ve kızları kaçırıp tecavüz ediyorlar.

Eşyalarını yağmalıyorlar, hayvanlarına el koyuyorlar.

Kendilerini şikâyet eden insanları diri diri yakarak, öldürerek şikâyet edeceklere gözdağı veriyorlar.

Yağma var.

Cinayet var.

Tecavüz var.

Ev ve köy yakmaları var.

Suç dosyaları dağ gibi olsa da yargılanma yok, ceza yok.

Yöneticiler tarafından kollanıyorlar ve kullanılıyorlar.

Yağmaladıkları mallardan yöneticiler de paylarına düşeni alıyorlar.

Devlet eliyle talan var, cinayet var, tecavüz var. Her türlü zorbalık ve barbarlık var.

Adalet yok. Kanun yok. Güçlünün vahşeti var. Gözleri görüp görmezden gelen, kulakları duyup duymazlıktan gelen yöneticiler var.

 

“GÜLİZAR’IN KARA DÜĞÜNÜ” isimli kitabı yeni bitirdim. Daha önce konuyla ilgili okuduğum kitaplarda gördüğüm vahşet sahneleri ile karşılaştım.

Kitabın içeriği ile ilgili bilgi vermeden önce kitabı tanıtayım:

KİTABIN ADI: GÜLİZAR’IN KARA DÜĞÜNÜ

Bir Kürt Beyi tarafından kaçırılan Ermeni kızın gerçek hikâyesi

KİTABIN YAZARI: Arménouhie Kévonian

YAYINEVİ: Aras Yayıncılık

YAYIN YILI: 2015

KİTABIN SAYFA SAYISI: 191

 

MUSA BEY KİMDİR?

Musa Bey, ünlü eşkıya Mirza Bey’in oğludur.

Mirza Bey bölgesinde Kürt ve Ermeni köylülere korku salan bir eşkıyadır.

Komşusu Kürt aşiretleriyle ve özellikle çetin bir Kürt Aşireti olan Belekler’le savaş sürdüren Mirza Bey, çok acımazdır. Kürtlerin yaşadığı Nok köyünü basar, Seksen kişiyi öldürür. Köyü de yakar.

1885 yılında Mirza Bey, Halil Faki Yakup tarafından öldürülür.

Mirza Bey’in dört oğlu var: Musa, Kazım, Nıho ve Cezahir Beyler.

Babasının sağlığında zalimliği ile ün salmış Musa Bey, üç yüz kişilik çetenin başına geçer.

Hükümete sırtını dayayan Musa Bey, komşu zengin Ermeni köylerini soymakla kalmaz, onlara çeşitli kötülükler yapar, onurlarıyla oynar. Köydeki düğünlere davetsiz gidip genç kızları zorla halaya kaldırır.

Dört karısı olan Musa Bey’in her köyde bir sevgilisi var. Düğünlerde kendine yeni kurbanlar seçer. Damattan önce zorla gelinle ilişkiye girer.

Çevre köylerde yaşam dayanılmaz bir hal alır. Çaresiz köylüler Tanrıya yalvarır, azizlerden yardım isterler. Dualar karşılıksız kalınca, zulmü durdurur umuduyla toplanıp hükümete şikâyete karar verirler.

Khars köyü muhtarı Miro ve Arkavank köyü muhtarı Ohan Muş mutasarrıfına, Bitlis valisine telgraflar çekerler. Dilekçe üstüne dilekçe verirler. Şikâyetlerin yoğunluğu üzerine Musa Bey tutuklanır. Tutukluluğu üç gün sürer. Üç gün sonra Bitlis valisi Ethem Paşa sayesinde bırakılır.

Musa Bey, kendisini şikâyet edenlerden intikam alma planı yapar.

Arkavank köyü muhtarı Ohan tehdit alır. Şehirden gelirken yanına jandarma verilir. Gece bir köyde mola verirler. Sözde en güvenilir bir evde Muhtar Ohan konuk edilir. Orada yatar. Gecenin karanlığında Musa Bey Muhtar Ohan’ın yattığı odaya girer. Bu kısmı kitaptan aktarayım:

“Musa Bey bağırdı: “Selam Ohan kardeş.” İrkilen zavallı Ohan doğruldu, Musa Bey’i görünce dehşete düşmüş halde yatağa çöktü. Musa Bey yaklaştı, yanına oturdu, alaycı bir sesle nasıl olduğunu sordu. Aniden, bir el hareketiyle kardeşinden dışarı çıkmasını istedi. Kısa bir süre sonra Cezahir ve ev sahibinin ırgatı, ağaç dalları yüklenmiş olarak içeri girdiler. Musa Bey demetleri odanın ortasına koymalarını emretti; ardından Ohan’ı sürükleyip baş aşağı astırdı ve altındaki dalları tutuşturttu. Alevler yükseldi, çatırdamalar yanan etin cızırdamalarına karıştı. Can çekişirken çıkardığı tüyler ürpertici hırıltılar evi doldurdu. Tatmin olmayan vahşi, bıçağını çekti, ateşte kızdırdıktan sonra Ohan’ın vücudunun henüz yok olmamış kısımlarına saplamaya başladı; bir yandan da bağırıyordu: “Bu, Bitlis Valisi’ne gönderdiğin telgraf için! Bu Muş Mutasarrıfı’na gönderdiğin telgraf için!” Bu korkunç sahne uzadı. Ohan’ın yanıp kül olmuş bedenini çözüp, Musa Bey’in emri üzerine onu Avzud yolunun kenarına, telgraf direklerinin altına bırakacak olan Kürt ırgata teslim ettiler.”

Ohan’ın cesedi iki eli dışında tamamen yandığı için eşine iki el teslim edilir.

 

Musa Bey, Ohan’ı yaktıktan sonra diğer köylerin muhtarlarını tehdit etmeye başlar.

Ölüm sırası Muş’a sığınan Khars köyü muhtarı Miro (Mihran) Beye gelir.

Khars Köyü, Çukur-Bulanık’ın en büyük ve en zengin köylerinden biridir. Köyün ve civardaki köylerin en güzel evi, Muhtar Miro’nun atalarının evidir. Ev, Miro’nun yaşlı babasının adını taşır: Egop’un Evi.

Egop’un malları bol, arazileri geniştir. Büyük bir ailedir. Herkesçe sevilen misafirperver ailenin kapısı fakire, zengine, Ermenilere ve Kürtlere açıktır.

Mirza Bey ve kız kardeşi Perişan Hanım bu eve sık gelen, ağırlanan aile dostlarıdır.

Yeğeni Musa Bey’in Miro’unun evine baskın yapacağını öğrenen Perişan Hanım, soluğu Miro’nun evinde alır:

– Defalarca ekmediğinizi yediğim için sizi uyarmaya geldim. Musa Bey

evinize saldırmayı, erkeklerinizi öldürmeyi, güzel kadınlarınızı ve genç kızlarınızı kaçırmayı tasarlıyor.

Evin hanımı Musa Bey’in evlerinden çok yemek yediğini, böyle bir kalleşliği yapacağına inanmadığını söyler.

Perişan Hanım tekrar uyarır:

– Ben kardeşimin oğlunu tanıyorum. Tam bir canavardır. Hiç kimseye saygısı yoktur. Sizi uyarmış olayım. Felaket başınızda dolanıyor.

Aile toplanır. Gençlerin nöbet tutması kararlaştırılır. Birkaç gün olaysız geçer. Bir gece uykuda olan aile silah sesleriyle uyanır. Gençler, çok kalabalık saldırgan gruba karşı bir süre direnir. Güçleri yetmediğini görünce geri çekilmek zorunda kalırlar.

Saldırganlar Miro’nun evine girerler. Yaşlı Egop’u öldürürler. Birçok insanı yaralarlar. Evi talan ederler. On dört yaşındaki Miro’unun kızı Gülizar’ı kaçırırlar. Gülizar’ın çırpınmaları boşa gider. Köyden uzaklaşarak çetenin barındığı köye giderler.

Musa Bey, Gülizar’a “seninle evlenmek istiyorum,” der.

Gülizar, Musa Bey’e Kürtçe bağırır:

– Senin yanında yüz yıl da yaşamak zorunda kalsam Ermeniliğimden vazgeçmeyeceğim. Beni de Reis Ohan gibi canlı canlı yak ki kurtulayım.

Musa Bey’in yaşlı amcası Mehmet Bey bu evliliğe şiddetle karşı çıkar:

– Musa! Senin dört karın var. Bu kız sana düşmez. Bari kardeşin Cezahir’e ver. Musa Bey, Mehmet Amcasına cevap verir:

– Hayır, hayır! Ben bu kızı istiyorum. Kardeşime vermem. Babasına ağırlığınca altın veririm ama kendime alırım.

Nikâh kıymak için şeyhler çağrılır. Şeyhler büzülmüş, küçük perişan kızı görünce nikâh yapmak istemezler.

Musa Bey, Mehmet Bey ve Şeyhler aralarında tartışırlar. Mehmet Bey ve Şeyhler kızı kardeşi Cezahir’e bırakmasını Musa Bey’e tavsiye ederler.

Şeyhler, Gülizar’a sorarlar:

– Cezahir’in karısı olmak ister misin?

Gülizar cevap verir:

– Hayır! Bana ne yaparsanız yapın, ben Ermeniyim!

Kesin karara varana kadar, Gülizar’ı köyün muhtarına teslim ederler.

Musa Bey’in düşmanı Kürt Belekler aşireti haber gönderirler:

– Gülizar’a karışma. Yoksa saldırırız.

Musa Bey, Gülizar’dan vazgeçer. Kardeşi Cezahir ile Gülizar’ın nikâhını kıydırır.

Gülizar dininden vazgeçmez. Gizli gizli dua eder. Yakalanır. Dayak yer.

Bu durum üç-dört ay sürer.

Gülizar, eve ekmek yapmaya gelen bir kadınla ailesine gizlice haber gönderir:

– Beni kurtarın. Ben hala Ermeniyim.

Ailesi kızlarının zorla kaçırıldığını, din değiştirmediğini söyleyerek Muş’un ileri gelenlerini araya koyarlar.

Büyük bir mücadele verilir. Sonunda din değiştirip değiştirmediğini öğrenmek için mahkemeye çıkarmaya karar verirler.

Cezahir Gülizar’ı mahkemeye göndermek istemez.

Gülizar, mahkemede Müslüman olduğunu söyleyeceğini söyleyerek Cezahir’i ikna eder.

Gülizar mahkemeye çıkarılır. Mahkeme de zorla kaçırıldığını, Ermeni olduğunu söyler.

Gülizar’ı ailesine teslim ederler.

Gülizar’ın ailesi Musa Bey’den şikâyetçi olur. Olay, yurt içi ve yurt dışı basında yer alır.

Olay büyür. İstanbul’da Musa Bey’e dava açılır. Musa Bey’den davacı Ermeni ve Türk yetmiş kişilik bir topluluk Bitlis’te bir araya gelerek Gülizar ile birlikte İstanbul’a giderler.

Davacılar arasında muhtar Ohan’ın eşi de var. Kocasının kavrulmuş ellerini de beraberinde delil olarak mahkemeye götürür. Gözleri önünde kocası ve oğlu öldürülen Gülo da İstanbul’a gider.

Musa Bey ödüllendireceğiz diye İstanbul’a davet edilir.

Musa Bey ödül alacak diye büyük bir tantanayla İstanbul’a uğurlanır.

Musa Bey, paşa olan akrabalarında kalır. Mahkeme başkanı ve üyeleri ayarlanır.

28 KASIM 1899 günlü oturumda Musa Bey’in serbest bırakılmasına karar verilir.

Gülizar’ın avukatı duruma itiraz eder. Dava bilerek uzatılır. Tam üç yıl sürer.

Üç yılın sonunda Musa Bey’e, göstermelik bir ceza verilir: Mekke’ye sürgün edilir.

Musa Bey akrabası Bahri Paşa sayesinde bir yıl sonra Muş’a elini kolunu sallayarak geri döner.

Bıraktığı yerde çeteciliğe devam eder.

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir