MAZİYE YOLCULUKLAR – 231 / ÇATKUYU KÖYÜ YÖRÜK YURDU

MAZİYE YOLCULUKLAR  – 231

 

ÇATKUYU KÖYÜ YÖRÜK YURDU

 

            1979 yılıydı.

Bir yıldır beklediğim öğretmenliğe atanma haberini, Şubat ayının son günlerinde aldım: Afyon ili, Sinanpaşa ilçesi, Çatkuyu Köyü.

Akşam, Adıyaman’dan otobüse bindim. Sabah saatlerinde Afyon’a indim. Sinanpaşa’ya gittim.

Milli Eğitim Müdürlüğünde Çatkuyu Köyüne Müdür yetkili öğretmen olarak atandığımı öğrendim. 1 Mart günü göreve başlamam gerekiyordu.

Çatkuyu Köyü Sinanpaşa’ya on dört kilometre uzaklıktaydı. Köyün aracı yoktu. İzmir yoluna kadar olan 5 kilometreyi bir araçla gidecektim. Kalan dokuz kilometreyi yaya yürüyecektim.

İzmir yoluna doğru giden bir arabaya bindim. İzmir yolunda indim.

Şoför:

— Karşı yol, Çatkuyu Köyü yoludur.

Karşıya geçip yürümeye başladım. Biraz yürüdükten sonra yeşillikler içinde bir köy göründü. Az ileride köyün adı yazılı levhayı gördüm: Ayvalık Köyü.

Köye girdim. Köyün içinde suyu bol bir dere akıyordu. Köprüden geçerken iki köylü duruyordu. Çatkuyu Köyünü sordum:

— Bu yoldan sapmadan git. Çatkuyu Köyüne varırsın.

 Yürümeye devam ettim. Köye vardım. Muhtarı sordum.

Muhtar Mehmet Okumuş’u buldum. Yanında akrabası Afyon’da oturan Topal Mehmet (Mehmet Oğuz) vardı.

Birlikte okula gittik. Tek dershanelik köy okuluydu. Lojmanı vardı. Okul ve lojmanın temizliğe ihtiyacı vardı. Muhtar, “sen eşyalarını getirene kadar ben temizletirim,” dedi.

Muhtar Mehmet Okumuş ve Mehmet Oğuz eğitimcileri seven güzel insanlardı. Mehmet Okumuş’un ağabeyi Resul Bey öğretmendi. Mehmet Oğuz’un kardeşi Ali Oğuz,  Afyon Dumlupınar İlkokulunda müdürdü.

Köyde öğretmenlik yaparken Resul Okumuş ve Ali Oğuz öğretmenlerle tanıştım. Köy Enstitüsü mezunu iki güzel insandı. Duydum ki rahmetli olmuşlar. Saygıyla anıyorum. Çalışkan, dürüst meslektaşlarımı hiç unutmayacağım.

Mehmet Oğuz ile birlikte Afyon’a döndük. Yol boyu tatlı dilli, mert, insan sever Mehmet ağabeyle sohbet yaptık. Bana dönüşümde yapacaklarımı anlattı:

— Bizim köylü İlyas Okyar Afyonda bakkallık yapıyor. Bakkala gelirsin. Bizim köylü Hacı Musa (Muhtarın kardeşi) taksicilik yapıyor. Hacı Musa ile seni köye göndeririz.

Bakkalın adresini verdi. Köyde yabancılık çekmeyeceğimi anlattı. Moral verdi.

 

Adıyaman’a döndüm. Eşyalarımızı Adıyaman’da bir akrabanın evine bıraktık. Yatak, yorgan, yastık, iki kilim, biraz kap-kaçak ve giyeceklerimizi balyaladım. Eşim ve yeni doğmuş çocuğum ile otobüse binip Gaziantep’e gittik. Uzun bir yolculuktan sonra trenle Afyon garına vardık. Eşyalarımızı alıp İlyas Okyar’ın bakkal dükkânına gittik.

Mehmet Oğuz Ağabey bakkalın önünde oturuyordu. Bizi güler yüzle karşıladı. Hacı Musa’nın köye gittiğini söyledi:

— Eve gidelim. Hacı Musa gelince haber verirler.

Mehmet Oğuz Ağabeyin evine gittik. Yenge bize yemek hazırladı. Yörük sofrasında ilk yemeğimizi yedik.

Sevgili Mehmet Oğuz ve Kezban Yenge vefat etmiş. Bu güzel insanlara Allah gani gani rahmet eylesin. Koca Yörük, değerli insan seni hiç unutmadım. Saygıyla anıyorum. Oğlu Süleyman emekli olmuş. Afyon’da yaşıyormuş. Kendisine, eşine ve çocuklarına uzun, sağlıklı ömürler diliyorum.

Hacı Musa geldi. Taksiyle köye gittik. Üç yıl kalacağım Çatkuyu Köyü yeni mekânım oldu.

Muhtarın kardeşi Hacı Musa ile çok iyi dost olduk. Sözünün eri, efendi, yardımsever bir insandı. Yazın köyde, kışın Afyon’da kalıyordu. Köyde bahçeli güzel bir evi vardı.

Şimdi yine kışın Afyon’da, yazın köyde kalıyor. Sevgili Hacı Musa sana, eşine ve kızına uzun, sağlıklı ömürler dilerim. Seni bir ağabey olarak gördüm, sevdim ve hala seviyorum.

Yaz aylarında köyde kalıyordum. Can Yörüklerle beraber tarlada tırmık çektim. Patoza saatlerce sap attım. Köy odasında birlikte yemek yedim, çay içtim.

Okulun bahçesine çimlerin üstüne kilim sererdim. Minder, yastık koyardım. Çay içerdik. Adıyaman tütününden sigara sarıp tüttürdük.

Sohbetlerimiz saatlerce sürüyordu.

Okulun bahçesi çok büyüktü. Lojmanın ön tarafına sebze dikmek istedim.

Muhtarın oğlu Kadir traktörle bahçeyi sürdü. Ali Okyar’ın oğlu Mehmet Ali Okyar atla aynı yeri sürdü. Ben aynı yeri kürekle, belle düzelttim. Biber, domates, patlıcan, soğan, sarımsak, pırasa, nane, tere, maydanoz vs diktim.

            Çok güzel sebzeler elde ettim. Altmış kilo sarımsak, beş yüz kilo soğanı muhtara verdim. Sattı. Parası ile listesini verdiğim okulun ihtiyaçlarını aldı, getirdi.

            Pırasaların hepsini (sekiz tabla) komşum Elif Ablaya verdim. Toprağa gömdü. Kışın çıkarıp yediler.

            Elif Abla Lord Ali’nin eşiydi. Eşi, ben köye gitmeden önce vefat etmişti. Çocukları Mustafa (Ecevit) ve Muammer köyde koyunculuk yapıyorlardı. Boş zamanlarında hep yanımdaydılar. Çok efendi gençlerdi. Şeref, İbrahim, Hüseyin şehirde yaşıyorlardı. Benden sonra Muammer köyde kalmış. Mustafa da şehre gitmiş. Orada emekli olmuş. Güzel yürekli Elif ablam geçen yıl vefat etmiş. Oğulları İbrahim, Hüseyin de vefat etmiş. Elif Ablama ve vefat eden çocuklarına rahmet diliyorum. Muammer, Mustafa, Şeref’e ve çocuklarına sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

            Domates çoktu. Eşini kaybetmiş Sultan Ablam vardı. Oğlu Ali koyun besliyordu. Tenekelerle Sultan Ablama domates verdim. Ali benden sonra evlenmiş. Koyunları satıp Afyon’a gitmiş. Belediyede emekli olmuş. Beş çocuğu var. Sultan Ablama rahmet diliyorum. Allah, Ali ve beş çocuğuna uzun ömür versin.

Ne ben Çatkuyu Köylü Yörükleri, köylü diye küçümsedim. Ne de onlar beni yabancı gördü. Bu güzel insanları çok sevdim. Unutmadım.

Muhtar Mehmet Okumuş ve eşi Ayşe Abla annem, babam gibiydiler. Çocuğumun süt ihtiyacını karşılamak için Muhtarla birlikte gittik, buzağılı inek aldık. Yumurta ihtiyacını karşılamak için otuz beş tane tavuk horoz aldık.

Sebzemi, sütümü, yumurtamı kendim elde ettim.

Muhtarın oğlu Kadir kardeşim gibiydi. Çok insanlığını gördüm.

Muhtar Mehmet Okumuş ve eşi Ayşe Ablam vefat etmişler. Saygıyla anıyorum. Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Sizi hiç unutmadım. Unutmayacağım. Kadir kardeşim Afyon’da emekli olup köye dönmüş. Kadir’e ve çocukları Ali, Mehmet, Mustafa ve kızına sağlıklı, mutlu bir ömür diliyorum.

İkinci çocuğum Çatkuyu köyünde dünyaya geldi. 1981 yılı 2o Nisan günüydü. Bizim köye Ayvalık Köyü ebesi bakıyordu. Eşimin doğum sancıları tutunca komşumuz Küçük Musa’nın eşi Hatice ablayı yardıma çağırdım. Hatice Abla eşimin yanında dururken ben mobiletle Ayvalık Köyüne ebe çağırmaya gittim.

Ebenin Başkimse köyüne gittiğini söylediler. Ben başkimse köyüne doğru yola düştüm. Biraz ilerledikten sonra ebe ile karşılaştım. Taksi ile dönüyordu. Durdurdum. Durumu anlattım:

— Sen Çatkuyu’ya bize git. Ben geliyorum, dedim.

            Onlar önden gittiler. Ben arkalarından gittim.

            Ben köye döndüm. Ebe gelmiş, eve girmişti. Okulun lojmanın önünde bekledim. Yarım saat geçmeden Hatice Abla bizim kapıda göründü ve bana seslendi:

            — Hoca gözün aydın! Bir kızın oldu. Kız da annesi de sağlıklı.

            Hatice Abla, senin o yüz ifadeni hiç unutmadım. Eşin Küçük Musa’yı hiç unutmadım. İkiniz de rahmetli olmuşsunuz. Allah’ın rahmeti üstünüze olsun. Çocuklarınız Mevlüt’e, Kadir’e, Mustafa’ya, Mehmet’e, Ali’ye, Huriye ve Müslüme’ye sağlıklı, mutlu uzun ömürler diklerim.

            Mustafa Karabulut, köyde en sık bir araya geldiğimiz bilgili bir büyüğümdü. Tatlı sohbetlerimiz olurdu. 1980 darbesini, 12 Eylül sabahı namaza kalkınca öğrenmişti. Ben de o saatte uyanmış askeri marş dinliyordum. Mustafa Karabulut bizim evin önüne kadar gelmiş, bana sesleniyordu:

            — Hoca kalk darbe oldu.

            Pencereyi açtım. Cevap verdim:

            — Türkiye halkına yazık oldu. Ülke yirmi yıl geri gider.

            — Uyanık mıydın?

            — Marş dinliyordum.

            Evine geri döndü. Mustafa Karabulut ve Eşi Emine Abla rahmetli olmuşlar. Bu güzel insanların ekmeğini yedim, çayını içtim. Allah gani gani rahmet eylesin. Çocukları Ahmet, Eyüp ve Satı Afyon’a yerleşmişler. Sağlıklı, mutlu uzun ömürler dilerim.

            Çatkuyu Köyü Yörükleri hayvancılıkla geçinirlerdi. Bir Süleyman Yıldırım koyunla birlikte keçi de beslerdi. Bütün köylüler koyun beslerdi.

            Ben hayatımda ilk defa koyun kırpma zamanında, Mustafa Karabulut’un kardeşi Hasan Karabulut’un ağlının önünde kesilen koyun yönlerini harara bastım. 5-6 kişi kesim yapıyordu. Ben de yönleri harara basıyordum.

            Hasan Karabulut şöyle demişti:

            — Maşallah Hocamızın gücüne. Bu köyde böyle sıkı harar basılmadı.

            Hasan Karabulut ve eşine, çocukları Yaşar’a, Lütfü’ye, Hanife ve Kadriye’ye sağlıklı, mutlu, huzurlu yıllar dilerim…

            Okulun bahçesinin yanında bir çeşme vardı. Hayvanlar su içsin diye betondan yalak yapılmıştı. Dolu yalaklardan su boşa akardı. Boşa akan suyu plastik boru döşeyerek okulun bahçesine akıttım. Bu suyun kenarına kavak dikmeye karar verdim.

            Pazar günüydü. Sevdiğim Ali Okyar’a gittim. Kavak dikmek istediğimi söyledim. Yardım istedim. Oğlu Mehmet Ali kağnıyı çıkarttı. Bir de tahra aldı. Ayvalık Köyünün dere kenarına gittik. Mehmet Ali dikeceğimiz dalları kesti. Ben kağnıya yükledim. Kağnıyı doldurduk. Çatkuyu Köyüne döndük. Kestiklerimizi okulun bahçesine boşalttık.

            Pazartesi günü öğrencilerimle kavak diktik. On yıl sonra Çatkuyu Köyünü ziyaret ettim. Kavaklar büyümüş. Kesip satmışlar. Parası ile camii onarmışlar.

            Ali Okyar ve eşi Ayşe Hanım rahmetli olmuşlar. Her yardım istediğimde yardım elini uzatan Ali Okyar ve eşi Ayşe Hanımı rahmetle anıyorum. Çocukları Afyon’a yerleşmişler. Mehmet Ali’ye, Yılmaz’a, Faruk’a ve Ayşe’ye sağlıklı, huzurlu, mutlu nice yıllar dilerim…

            Mustafa Okyar (Mıstık) iyi bir dostumdu. Severdim. Sayardım. İşi gücünde efendi bir insandı. Halımı, hatırımı sorardı. Duydum ki eşi Ayşe Hanımı kaybetmiş. Allah rahmet eylesin.

Mustafa Okyar’a, çocukları Huriye’ye,  Ali Rıza’ya, Ali’ye, Aysel’e ve Hasan Hüseyin’e sağlıklı, mutlu, huzurlu güzel günler ve yıllar dilerim.

Hasan Hüseyin Okyar bana “Oğuz Türkleri Kayı Boyu Karatekeli Aşireti Millikoğulları Seceresi” isimli bir kitap gönderdi. Çok teşekkür ederim.

Süleyman Millik büyük bir emek vererek Çatkuyu Köyü Yörüklerinin seceresini çıkarmış. Kendisini bu çabasından dolayı kutluyorum.

Deli Hasan, uzun boylu, esmer köyün neşesi bir insandı. Eşi vefat etmişti. Üç çocuğu vardı: Mehmet, Kadriye ve Ayşe.

Okulun bahçesine serdiğim kilimin daimi, neşeli konuğuydu. Tütün sarmasını iyi biliyordu. Her geldiğinde ilk iş olarak tütün tabakasını uzatırdım:

— Hasan sar bir sigara.

Hasan hem kendine sigara sarar hem de sarmasını bilmeyen köylülere sigara sarardı.

İzmir tarafında yedi yüz elli keçisi olan bir Yörük aile köyümüze yakın bir yere gelip kondular. Peynir, yağ satıyorlardı. Ben, Deli Hasan ve birkaç köylü Yörük çadırına gittik. Bana elli kiloya yakın peynir aldık. Deli Hasan peynirin bir kısmını bidona tulum olarak bastı. Yumruğu ile değnekle peyniri iyice sıkıştırdı. Bir didon da salamura peynirimiz oldu. Deli Hasan’ın sayesinde o yıl iyi peynir yedik.

Deli Hasan benden sonra ikinci evliliğini yapmış. Fani dünya bizden Deli Hasan’ı ve ikinci eşini de almış. Sevgili Deli Hasan, nur içinde yat. Allah senden rahmetini esirgemesin. Çocukların Mehmet’e, Ayşe’ye ve Kadriye’ye uzun, sağlıklı ve mutlu yıllar dilerim.

Köyde yaşlı bir adam vardı. Adı Mustafa’ydı. Karabacak derlerdi. Küçük bir radyosu vardı. Radyoyu alır, benim eve gelirdi:

— Hoca, bu radyo çalmıyor.

Öğretmensin. Köy yerinde öğretmen her şeyi bilecek.

Radyonun pil yerine bakardım. Pil akmış. Pas içinde. Kolonyalı pamukla temizlerdim. Yeni pil takardım. Radyo çalışmaya başlardı. Teşekkür eder, giderdi…

Karabacak Mustafa, oğlu Mehmet Şimşek vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Mehmet Şimşek’in eşi Emine’ye, çocuklarına uzun ömürler dilerim.

Köyde samimi olduğum ailelerden biri de Hasan Hüseyin Adak ailesiydi. Hasan Hüseyin Adak ve eşi Huriye iyi insanlardı. İkisi de vefat etmiş. Allah gani gani rahmet eylesin. Çocukları Hüseyin’e, Ramazan’a, Fahriye ve Kadir’e sağlıklı, mutlu, uzun ömürler dilerim…

Yaşlı, kısa boylu, sakallı Öksüz Hasan vardı. Vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Eşi Hürü Ablaya, çocukları Ali, Kadir ve Mustafa’ya uzun ömürler dilerim.

Kara Musa ve eşi Emine Abla vefat etmişler. Allah rahmet eylesin. Yalnız yaşarlardı. Çocukları şehirde otururdu.

Üç yıl birlikte yaşadığım güzel insanları (1979–1982) unutmadım. Acı tatlı nice anıları yüreğimde taşıyorum.

Vefat edenlere tekrar Allah’tan rahmet diliyorum.

Hayatta olan benden büyük kadın ve erkeklere selamlarımı, saygılarımı gönderiyorum.

Benden küçük herkese selamlarımı ve sevgilerimi yolluyorum.

Çatkuyu Köyü Yörükleri köylerini severler. Kışın şehirde olanlar, yaz aylarını köyde geçirirler.

Emekli olup köye dönenler var. Yeni ev yapanlar var.

Allah yardımcınız olsun.

 

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir