MAZİYE YOLCULUKLAR – 250 / PAYLAŞIM ÇARŞAFIYLA ÖRTÜNMEK

MAZİYE YOLCULUKLAR–250

 

PAYLAŞIM ÇARŞAFIYLA ÖRTÜNMEK

 

Bazı uyanıklar, kişiliklerinin irinlerini sosyal medya paylaşımları ile örtmeyi bir marifet sanıp; alışkanlık haline getirmişler.

Çok yakından tanıdığımız birinin paylaşımlarını okudukça gülüyorum.

Biz seni iyi tanıyoruz.

Sen kimi kandırıyorsun?

Sen herhalde kendini deve kuşu sanıyorsun:

— Kafamı kuma sokarsam kimse beni görmez.

Biz çocukluğundan bu güne dek yaptıklarını duyduk, gördük ve yaşantını iyi biliyoruz.

Bir örnek vereyim.

Kâhta Ortaokulunda senden çalışkan, zeki ve yakışıklı sıra arkadaşına ne demiştin:

— Gâvur oğlu gâvur.

Arkadaşın ne yapmıştı, hatırlıyor musun? Hesabına gelmeyenleri hatırlamama huyun var ama herkes hafıza kaybı yaşamıyor.

Ben hatırlatayım.

Göğsüne bir sert yumruk inmişti. Sıraların arasına uzanıp, nefessiz kalmıştın.

Ötekine kin ve nefretini çocuk yaşta kusmuştun.

Hala sevgi nasip olmamış kapkara yüreğinde, bu yaşta o kin ve nefreti taşıyorsun. Kusuyorsun. Dost geçinip sinsi bir yılan gibi insanları ısırmaya çalışıyorsun.

Sana inananlar parmakla sayılır. Onlar da seni yakından tanımayanlar. Onlara da acıyorum.

 

Başkalarının sana göre ayıplarını dilinden düşürmüyorsun. Dedikodu üretim fabrikası gibi çalışıyorsun.

Hacı Bektaş-ı Veli gibi bir zattan paylaşım yaparak, kendine çarşaf yapmaya çalışıyorsun:

“Ayıpları ört,

Sırları tut,

Öfkeni yut…”

Alışmış kudurmuştan beterdir. Sen dedikodudan vazgeçemezsin…

 

“Kediler nankörmüş,

Tilkiler kurnazmış,

Kargalar kindarmış,

Yılanlar sinsiymiş,

O da bir şey mi?

İnsanlar da hepsi var.”

Aynanın karşısına geçip yukarıdaki ilk dört cümleyi söyledikten sonra şöyle dediğini duyar gibiyim:

“O da bir şey mi?

Ben de hepsi var.”

 

“Bir aptalın hatasını düzeltmeye kalkmayın, sizden nefret edecektir. Bir bilgenin hatasını düzeltin, size minnettar kalacaktır. La Edri”

Bazı arkadaşlarına bitmeyen nefretinin sebebi, hatanı yüzüne söylemeleri midir?

 

“Paylaşmak güzeldir” diye paylaşım yapıyorsun.

Başkalarının güzel sözlerini paylaşmak değil anlatılan.

Senin aklına bile gelmeyen “lokma paylaşmak” güzeldir.

 

“Basit bir insana değer verirsen seni ezer. Çünkü kendini vazgeçilmez sanır. Kişilikli bir insana değer verirsen o değer gördükçe seni yüceltir. Çünkü seninle değerli olduğunu bilir.”

Doğrudur. Sana değer verenleri ezmişsin.

“Sen de onu adam yerine mi koyuyorsun. Beş para etmez. Üç kuruşuyla övünür. Kendinden başkasına faydası olmaz. Ne akrabalarını düşünür, ne doğduğu toprakları düşünür, ne memleketlisini düşünür, ne arkadaşlarını düşünür. Boş ver”

Bu sözleri seni yakından tanıyanlardan dinleyince senin adına ben üzüldüm.

Ben de yanılmışım.

Saf yüreğimden özür diliyorum.

 

Öve öve bitiremediğin baban ile ilgili bir anımı paylaşayım.

Cantekin Kitapevi Kâhta’da gençlerin, öğrencilerin, öğretmenlerin, köylülerin ve esnafın uğrak yeriydi. Üç yüz çayı geçerdi ikramımız. Sevgi ve saygı rehberimizdi. Birlik, beraberlik, dayanışma vardı.

Senin kardeşlerinden biri de Cantekin Kitapevine arkadaşları ile gelir giderdi.

Bir gün duydum ki baban kardeşini evden kovmuş:

— Sen Cantekin Kitapevine gitmişsin. Bir daha bu eve gelemezsin. Defol git. Nereye gidersen git. Gözüm seni görmesin.

Kardeşin de Kâhta’yı terk etmiş. Sonradan kardeşinin yaşadıklarını duydum. Üzüldüm.

Cantekin Kitapevinde ne yapıyorduk, anlatayım.

1974–1975 yıllarıydı. Okuma ve yazma oranı ilçemizde çok düşüktü. İnsanlar çok yoksuldu. Ben okuryazardım. Diyarbakır ve Mamak ceza evlerinde dilekçe yazmayı öğrenmiştim. Mahpusluk beni yarı avukat etmişti. Daktilom vardı. Cantekin Kitapevi Posta haneye ve Hükümet Konağına yakındı.

  • Bedava dilekçe yazıyorduk.
  • Bedava asker mektubu yazıyorduk.
  • Bedava eşya ve para kâğıtlarını dolduruyorduk.
  • Maddi durumu olmayan çocukların okuması için katkı sunuyorduk.
  • Parası olmayanlara geri getirmek koşuluyla kitap veriyorduk.

Tek kelimeyle halkımıza faydalı olmaya çalışıyorduk. Çıkar beklemiyorduk. Parayı senin gibi putumuz yapmamıştık.

Kâhtalı mutlu olunca ben de mutlu oluyordum. Genç arkadaşlarım da mutlu oluyordu.

Dilekçesini yazdığım köylü ile hükümet konağına giden gençlerin sevincini sen anlayamazsın. O heyecanı yaşayacak bilincin hiç olmadı.

Sosyal medyadaki paylaşımlarla kimse büyümez.

Paylaştıkların, ağzından çıkanlar yaşantına uymuyorsa boşa kürek çekiyorsun, demektir. Sen kendi kendini kandırabilirsin.

Bu dünyada en büyük nimet dürüst olmaktır.

Saçın sakalın ağardı; dürüst olmayı öğrenemedin…

0 Paylaşımlar
Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir