MAZİYE YOLCULUKLAR–254 / DUYMADIM GÖRMEDİM BİLMİYORUM

MAZİYE YOLCULUKLAR–254

 

DUYMADIM GÖRMEDİM BİLMİYORUM

 

1980’li yıllar.

Darbeciler ülkenin her tarafında halka kan kusturuyorlardı.

Adıyaman’ın içinde, ilçelerinde, beldelerinde ve köylerinde darbeciler hiç zorlanmadan kişiliği gelişmemiş, özü çürük, geni bozuk, beyni kısır, yüreği nasır ruhu satılık ispiyoncu, muhbir ordusu kurmuştu.

Elek altı insan müsveddeleri arkadaşlarını, komşularını hatta sevmedikleri en yakın akrabalarını ispiyon etme yarışına girmişlerdi.

Kardeşini bile ispiyon edenler vardı.

Çöplüğe atsan çöplüğün bile kabul etmeyeceği bu kişiler toplum içinde geziyorlardı.

İnsanları “ispiyon ederim” tehdidiyle korkutarak para aldıklarını herkes biliyordu.

Darbecilerden korktukları için bu yüzsüzlerin suratlarına kimse tükürmüyordu.

Kâhta’da bunların büyük bir kısmı biliniyordu.

12 Eylül 1980’in en fırtınaları günleriydi.

Kâhtalı hemşerilerimin Yatılı Bölge Okulunda bu ispiyoncular yüzünden tütün balyası değneği ile dövüldükleri duydum.

Hemşerilerimi döven sapık “vurduğum yerden petrol fışkıracak” diye dalga geçiyormuş.

Herkes beni yurt dışında biliyordu.

Ben aileme bile söylemeden Afyon’unun bir köyünde öğretmenlik yapıyordum. Yakaladıkları insanlardan beni sorduklarını duyuyordum. Birkaç kişiye “Mahmut Cantekin’in yerini söyle seni bırakalım,” dediklerini duydum.

Yurt dışına önceleri imkânım olmasına rağmen gitmedim.

Çember daralınca gitmek istedim. Bana hazırlanan pasaporta başkasının resmini yapıştırdı gönderdi “kahraman dostlarım.”

Dar günlerde birçok ihanete uğradım.

İçeri alınacağımı biliyordum. İşkenceden sağ çıkma umudum yok gibiydi. “Elimize geçerse öldürmeden bırakmayız” sözü Afyon’a kadar geldi.

Ölmeden önce Kâhta’da ismini tespit ettiğim ruhunu satmış kulları ziyaret etmeğe karar verdim. Daha çok Kâhtalıyı yakmalarına gönlüm isyan ediyordu.

Darbeden sonra ki ilk kurban bayramında Kâhta’ya girme kararı aldım.

Bayram kalabalık demekti. Kalabalıktan yararlanmaya karar verdim.

Afyon’dan çıktım. Adıyaman girişindeki köprüye kavuşmadan indim. Adıyaman’a yaya yollardan girdim. Adıyaman’da beni tanıyanların olmayacağı sokaklardan geçerek Abuzer Gaffari ziyaretine kadar yürüdüm. Orada gelen bir taksiye bindim. Kâhta’ya varmadan Süsyan’da indim. Köyün içine girmeden Bizrin’e doğru yürüdüm. Bizrin’e girmeden geçtim. Karşıyaka Mezarlığına geldim. Ağabeyimin mezarının uzandım. Ağabeyimle dertleşirken, yorgunluğumu atmaya çalışıyordum. Yapacağım işleri detayına kadar ağabeyime anlattım. İzin istedim. “Suçsuz Kâhtalıların hakkını aramak, hesabını sormak boynumun borcu” dedim.

Ara sokaklardan babamın gittim. Kazanda kurban eti pişiyordu. Karnım açtı. Annem çok kızdı: “Her gün seni soruyorlar.”

Yatılıda dayak yiyenlerin adlarını saydı. Ayakta bekletildikleri için şişen ve ayakkabıları patlayan insanları anlattı.

Küçük kardeşimi gönderdiğim her yerden eli boş döndü.

Annem bağırıp duruyordu. Çaresiz yaya Kâhta’yı terk ettim. Hayallerim yine suya düşmüş olarak Afyon’a dönüş yaptım.

İspiyonculuk Kâhta’da doruğa çıkmıştı.

 

1982 yılının yazında Kaymakam görev yaptığım köye geldi.

Hakkımda çok sayıda ihbar mektubu aldığı için beni merak etmişti.

“Kâhta’da senin hakkında ihbar mektubu yağıyor. Korkma. Burada görevde olduğum sürede seni onlara yem etmem,” dedi.

Aylar sonra demokrat, namuslu kaymakam sürgün edildi.

1982 27 Ekim’inde gözaltına alındım.

Dokuz gün Afyon Sıkıyönetimde bekletildim.

Dokuz gün sonra Adıyaman polisi beni aldı. Adıyaman’a götürdü.

Pirin Palas’ta kırk beş gün işkencede geçirdiler.

İfademin özeti: “Duymadım, görmedim, bilmiyorum.”

Yine de tutukladılar. Adıyaman Ceza evine gönderdiler. Daha önce de birkaç sefer aylarca yatmıştım.

İlgimin olmadığı, ideolojisini benimsemediğim bir örgüte yamalamaya kalktılar. Yama tutmadı. İlk mahkemede bıraktılar.

Görev beklerken 1402 sayılı yasayla görevime son verdiler.

 

Tesadüf beni Mersin’e attı.

Bakkal dükkânı açtım. Çalışmaya başladım. Polis beni hiç rahat bırakmadı.

Üç yıl sonra evimin ve dükkânım davetsiz konuğu Siyasi polis Laz Kemal şöyle dedi: “Üç yıldır on bir Kâhtalıya seni takip ettiriyorum. Ya sen çok bilinçlisin. Ya da bu on bir Kâhtalı aptal” dedi.

On bir Kâhtalı yemeğimi yiyen, çay ve kahvemi içen, tütün tabakamı ellerinde düşürmeyen hemşerilerimdi. Elektrik ve suları kesilince bende para alan, hastaları olunca arabamla ücretsiz taşıdığım insanlardı.

Bir kaçının pis ispiyoncu olduklarını yüzüne vurduklarımda, büyük yeminlerle inkâr etmişlerdi. Laz Kemal ağzından kaçırdı.

 

Adıyaman polisi bu sefer Mersin’den gelip beni aldılar.

Pirin Palas’a götürdüler. Yirmi gün işkence yaptılar. Birçok hemşerimin aleyhine ifade vermeye zorladılar.

İfademin özeti: “Duymadım, görmedim, bilmiyorum.”

Tutuklanmadan bıraktılar.

 

Aradan kaç ay geçti, hatırlamıyorum. Adıyaman polisi yine Mersin’den geldi. Beni aldılar.

Bu kez hikaye daha ilginçti.

Elazığ, Bakırköy ve yurt dışında üç tane “KAFAYI YEMİŞ” raporu olan bir genci yakalarlar.

Genç çok korkar. “Beni dövmeyin, ne isterseniz yaparım” diye yalvarır. 10 kişisi kendi öz akrabası olmak üzere 100 kişiyi suçlayacak ifade yazarlar. Gence imzalatırlar. Bir gün lazım olur diye bir kenara bırakırlar.

6 ay sonra, Adıyaman sıkıyönetim komutanı, tesadüfen bu ifadeleri görür. Kesin emir verir:

— Bir hafta içinde bunların hepsini toplayın.

İfadeyi alan polisler: “Bu ifadenin temeli yoktur, biz uydurduk,” demezler, diyemezler.

Bir ilçenin 10 seneden fazla birbirini görmeyen gençleri, ayrı illerden getirilerek, Adıyaman’da işkence hane olarak kullanılan “PİRİNPALAS” denilen YİBO’nun hücrelerine atarlar.

YİBO’nun bodrumundaki odalar hücre haline getirilmişti.

Beni Şubat ayında içeri aldılar. Yerlerde kar vardı. Adıyaman’ın ayazı jilet gibi kesiyordu. Hücrede kalorifer vardı. Yakılmıyordu. Soba yoktu. Su damlatan kaloriferin peteğinin altına yoğurt kovası koymuştum. Verilen eski yatağın altına su gitmemesi gerekiyordu.

Yukarı katlar işkence yapılan yerlerdi. İşkencenin her yöntemi bedenimde denendi. Adıyaman’da faili meçhul ne kadar cinayet, olay varsa kabul ettirmeye çalışıyorlardı.

İfademin özeti: “Duymadım, görmedim, bilmiyorum.”

Tutuklanmadan bıraktılar.

 

Bir anımla yazıyı bitireyim.

İşkenceye dayanmayan bir kişi Adıyaman yöresinde işlenen bütün cinayetleri kabul etmişti.

Yurt dışına hiç gitmediği halde İtalyan başbakanı Aldo Moro cinayetini, Amerikan başkanı Kennedy cinayetlerini de kabul ettiğini ifadesine eklemişti.

Hâkim mahkemede sanığa sormuştu:

— Hiç yurt dışına çıktın mı?

Sanık:

— Hayır efendim.

Hâkim:

— Yurt dışına çıkmadan başkanı, başbakanı nasıl öldürdün?

Sanık şu cevabı verir:

— Benim gördüğüm işkenceyi görseydin anneni, babanı, peygamberi hatta Allah’ı bile öldürdüğünü kabul ederdin.

İlk mahkemede hâkim onlarca cinayeti kabul etmiş sanığı tahliye eder.

Sanık gerçekten suçsuzdur.

Bedenlerimiz sapık işkencecilerin kum torbasıydı. Elektrik vermekten zevk aldıkları candı. Filistin askısında sallanırken salya akıtan oyuncaktı. Elleri ve gözleri bağlı bedenlere ağız dolusu küfredenler korkak birer solucandı.

Pirin Palas’ın etrafındaki tarlalar ceset doluydu.

Kara Bela denen manyağın eline düşmediğim için tarlaya atılan cesetlerden biri değildim.

İşkencecilerin eline de geç geçmiştim.

Pirin Palas işkence hanesine her götürüldüğümde, biri yolunu bularak aileme haber göndermenin yolunu buldum.

Annem Pirin Palas’ın önünde: “Oğlumu bana verin. Burada olduğunu biliyorum,” diye günlerce gelip gitmişti.

Annem, babam benim için ne çileler çektiğinizi duydum, gördüm, biliyorum.

Sizi unutmayacağım.

Hiçbir arkadaşımı, tanıdığımı işkence tezgâhında satmadım.

Bir tokat yemeden beni satan arkadaşlarım, tanıdıklarım geldi geçti o günler.

Size şerefsizliğiniz kaldı.

Aileme ve ilçeme leke sürmedim. Alnım açık, başım dik son demini yaşıyorum ömrümün.

Siz siz olun, hiç kimseyi satmayın.

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir