CANIM KÂHTA’M

MAZİYE YOLCULUKLAR – 115

CANIM KÂHTA’M

Canım Kâhta’m!

Sen gönlümün sevdasını bilirsin…

Sen gönlümün yarasını bilirsin canım Kâhta’m!

Sen buram buram özlemsin… Her gün, her saat, her dakika, her saniye gözlerimde tütersin…

Canım Kâhta’m!

Sen bilirsin sana olan vefamı… Sen bilirsin benim sevdamı…

Canım Kâhta’m!

Sen sevilmeye değer bir gülistansın… Sen tarihinle, güzelliğinle, insanlığınla bir destansın… Sen atalarımızdan bize yadigârsın… Sen tarihi bir çınarsın… Sen insanlık dersi verecek kadar deneyimli bir diyarsın…

Güzelliklerini görmek, güzelliklerini yaşatmak, Kâhta’mızı güzellikleriyle yarınlara taşımak hepimizin görevi olmalıdır.

Kâhta’mızı tanımayanlara, güzelliklerini tanıtalım…

Yaşadığımız o güzellikler, Kâhta’ya sevdamız büyüttü…

Canım Kâhta’m!

Ben senin, yüreklerinde Fırat misali gürül gürül sevgi akıtan güzel insanlarını sevdim…

Ben senin saygıda kusur etmeyen alçak gönüllü, terbiyeli, hoşgörülü güzel insanlarını sevdim…

Yüzleri genellikle güneş yanığı, elleri nasırlı, yürekleri sevgi ile dolu büyüklerimizi sevdim…

Başımızı okşayan eller, şefkatle bakan gözler; babamıza, dayımıza, amcamıza, komşumuza, tanıdığımız ya da tanımadığımız bir Kâhtalıya ait olabilirdi.

Bir hatamız olduğu zaman büyük bir duyarlılıkla, sevecenlikle bizi uyaran insanlarını sevdim…

Özür dileyen, bir daha aynı hatayı işlemeyen çocuğunu, gencini sevdim…

Sevgiyi bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Sende yaşadığım günlerde saygıda kusur etmezdik. Sevgi ve saygı beynimize, yüreğimize bir oya gibi işlenmişti…

Büyüğümüz oturduğumuz yere gelince, ayağa kalkardık. Sokakta bir büyüğümüzle karşılaşınca toparlanırdık. Büyüklerimiz bir iş buyurdukları zaman, o işi hemen yapardık. Bir işe yaradığımız zaman, yararımız olduğu zaman sevinirdik.

“ Hayırlı evlat”, “hayırlı komşu” , “efendi çocuk”, “saygılı çocuk”, “çalışkan çocuk”, “ terbiyeli çocuk” dendi mi bize, madalya almış gibi sevinirdik…

Bizimle gurur duyduklarını söyler, gözlerimizden öperlerdi. Herkes birbirine saygı gösterirdi.

Saygılı olmayı bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Ben senin yerli yabancı demeden, lokmasını bölüşmesini bilen, konuksever güzel insanlarını sevdim…

Köylerinde öğretmenlik yapanlara sen sahip çıktın… Sen öğretmenlerin maaşının onda birini kazanamadığın halde, yatak getirmeyene yatak verdin… Yemek, ekmek, ayran, yoğurt, yumurta verdin… Sebze, meyve verdin… Aylarca, yıllarca besledin…

Evine gelen konuklarına en güzel yemekleri yedirdin… En güzel, en temiz yatakları serdin…

Yoksul ama onurlusun… Mertsin… Dürüstsün… Konukseversin… Kâhta’mın topraklarında rekorlar kitabına girecek binlerce konukseverlik örnekleri sergilendi…

Konuksever olmayı bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Ben senin, komşuluk kültürünün en iyi örneklerini vererek dayanışma geleneğini yaşatan güzel insanlarını sevdim…

Bütün sokak, bütün mahalle komşu değil, sanki akrabaydık. Bacıydık… Kardeştik… Komşudan komşuya tabak tabak yemekler gider gelirdi. Bağlardan getirilen üzümlerin yarıdan fazlası, bağı olmayan komşulara dağıtılırdı. Hiçbir sokakta, fakir insanlar unutulmazdı. Komşusu açken, kimse tok yatmazdı.

Komşuluk kültürünü bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Ben senin, Kızılay’dan daha yardımsever, daha özverili olan güzel esnafını sevdim…

Bütün esnafın dükkânları bizimdi… Cebinizde beş kuruş paranız olmasa da Kâhta çarşısında istediğiniz dükkânda, istediğiniz ihtiyacınızı karşılayabilirdiniz. Esnaf Kızılay’dan daha yardımsever, daha özveriliydi… Müşteri de eline para geçer geçmez borcunu öderdi. Para olunca borçlu kalmak, söz konusu olamazdı. Çok ayıptı…

Yardımseverliği bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Ben senin, düğün sahibinin sevincini paylaşan, düğün sahibinin yüküne ortak olma geleneğini yaşatan güzel insanlarını sevdim…

Yüzlerce insan, bir mutluluğu paylaşmak için toplanırdı. Kazan kazan yemekler pişerdi. Bir sofrada onlarca insan birlikte yemek yerdi. Omuz omuza halaylar çekilirdi. “Atkı” geleneği, yapılan masrafa gelen destekti.

Sevinci paylaşmayı bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Ben senin, acıları paylaşan, acılı günlerinde insanları yalnız bırakmayan güzel insanlarını sevdim…

Taziye geleneği acılı günlerimizde, acılarımızın dostlarımız tarafından paylaşılmasıdır. Dost desteğidir. Babamın vefatında 15 gün misafir odamızı dolduran, bizi acılı günümüzde camide, mezarda, evimizde yalnız bırakmayan genç-yaşlı, kadın- erkek, herkese binlerce kez teşekkür ederim. Küçüklerime sevgiler, büyüklerime saygılar sunarım. Ey güzel insanlar, her şey gönlünüzce olsun. Dert görmeyiniz…

Acıyı paylaşmayı bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Ben senin, çocuklarını kimselere muhtaç etmemek için, O ZOR KOŞULLARDA, OLANAKSIZLIK DERYASINDA dişiyle, tırnağıyla yaşam mücadelesi veren, yoksulluğa direnen güzel insanlarını sevdim…

Yaşamanın direnme olduğunu bize öğretenlere, beynimize işleyenlere binlerce selam olsun…

Canım Kâhta’m!

Ben senin büyük olanaksızlıklar içinde eğitim öğretimini tamamlamaya çalışan, pırıl pırıl güzel gençlerini sevdim…

Canım Kâhta’m!

Ben senin büyük olanaksızlıklar içinde okulunu bitiren, seni unutmayan, insanlarını küçük görmeyen, doğduğu topraklara ihanet etmeyen güzel insanlarını sevdim…

Canım Kâhta’m!

Ben senin ırk ayrımı yapmayan güzel insanlarını sevdim…

Canım Kâhta’m!

Ben senin dil ayrımı yapmayan güzel insanlarını sevdim…

Canım Kâhta’m!

Ben senin din ayrımı yapmayan güzel insanlarını sevdim…

Canım Kâhta’m!

Ben senin renk ayrımı yapmayan güzel insanlarını sevdim…

Canım Kâhta’m!

Ben senin cinsiyet ayrımı yapmayan güzel insanlarını sevdim…

Canım Kâhta’m!

İnsanlık erdemlerini taşıyan canlarını sevdim… İnsanlığını sevdim… Ben senin hoşgörülü, o temiz yüreğini sevdim…

Canım Kâhta’m!

Beni sana bağlayan bu güzelliklerdir… Bu güzellikleri savunan, sürdüren güzel insanlarını seviyorum… Bu güzellikleri bağrında yaşatan toprağını seviyorum…

Canım Kâhta’m!

Ben senin havanı, suyunu, dağını, taşını, merkezini, köyünü, Nemrut’unu, Karakuş’unu, Musa Peygamberini, Aysadık’ını seviyorum…

Canım Kâhta’m!

Kâhtalıların sesini duyuran, Kâhtalıların derdini dile getiren, Kâhta’yı tanıtan, bizleri bir çatı altında, Kâhta’nın güzelliği için birliğe çağıran Kâhta sevdalılarını seviyorum…

Kâhta’yı, Kâhtalıları, Kâhta için çalışan herkesi seviyorum…

NE MUTLU KÂHTA’DA GÜZELLİKLERİ YAŞATAN GÜZEL İNSANLARA…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir