ÖĞRETMENLER ODASI

 

 

Pazartesi günü okula gittim. Bu okulda ilk günüm olduğundan dolayı heyecanlıyım…

Bu gün, yeni öğretim yılının başlangıç günüdür…

Öğretmenler odası kalabalık… Öğretmenler oturmuş çay içip sohbet ediyorlar.

Ben konuşan arkadaşları dinliyorum…

Sohbetin konusu Lice’deki yaşantı ve yaşanan olaylar.

 

            Türkçeyi çok güzel konuşmasından, batılı olduğu belli olan bir öğretmen:

— Lice ve köylerinde bu kadar baskı, sosyal patlamalara sebep olabilir. Sanki yüzlerce gencin dağa gitmesi için bilerek bu baskıyı uyguluyorlar… Benim devletim akılsız, ne yaptığını bilmez insanların elinde kalmış… Her görevli kör, cahil bir imparator gibi davranıyor… İnsanı, hayvanı, ağaçları, dağları, taşları, kuşları bile düşman görüyorlar… Bu mantık güzelim ülkeme zarar verir,  veriyor…

 

            Başka bir öğretmen:

             — Vatandaş hâkime, savcıya yani mahkemeye gitme gereği bile duymuyor. Kayserili Jandarma yüzbaşısı hem hâkim, hem savcı. Kendini Lice’de bir padişah olarak görüyor… İstediği kişiyi asıyor, kesiyor, cezaevine atıyor. İstediğini sürgüne gönderiyor… İstediği köyü, evi, işyerini yakıyor… Vicdan, merhamet, acıma duygusunu çöpe atmış… Çok tehlikeli bir kişilik… Zulmün her çeşidini Lice’de uyguluyor… Yeni geldin. Arkadaş, kendini ondan korumalısın…

             Anlatılanlardan, üzerime bir ağırlık çöktü. Kendimi, Adolf Hitler’in toplama kampında gestapo subayının tutsağı sandım:

            — İlçenin kaymakamı yok mu? Yargı burada işlemiyor mu?

            Hepsi birden benim söylediklerime güldüler:

— Padişahımız hem kaymakamdır, hem savcıdır, hem yargıçtır, hem infaz komutanıdır…

Anlatılanlar bana çok abartılı geldi. İnanmak istemedim. Yüreğime ağır bir sancı girdi…

 

            Odada oturan bir sivil:

Burada bir de dağdakilerin adamları, kanunları, mahkemesi var. Bu öğretmen arkadaşlar öğrendi. Sen yeni geldin. Merak etme, kısa zamanda öğrenirsin…

Bu ilçede günlerimin çok zor geçeceği anlaşılıyordu…

 

            Kısa boylu, zayıf, esmer bir öğretmen:

            — Mahmut Bey askerler, polisler size belki yarın, belki de yarından da yakın bir zamanda hoş geldin yaparlar.

            Ne demek istediğini anlamadım:

            —Askerler, polisler Lice ilçesine yeni gelen her öğretmene hoş geldin mi yapıyorlar? Anlayamadım, o nereden çıktı?

—Lice ilçesine yeni gelen her öğretmene hoş geldin yapıyorlar. Tanklarla, toplarla, panzerlerle, aydınlatıcılarla hoş geldin diyorlar…

Lice’ye gelen yabancılara merasim töreni yapmadan askerlerin, polislerin içi rahat etmez…

Çok konukseverler…

 

Uzun boylu öğretmen sözü aldı:

— Törenlerde, ayakta resmigeçit seyredilir. Sen sen ol, burada ayakta durmayı aklından bile geçirmemelisin… Resmigeçit başladı mı evdeki herkes yere yapışır bir şekilde uzanmalıdır. Hayatta kalmanın birinci kuralı budur… İkinci kural, özellikle mermi isabet etmeyecek yerleri tercih edeceksiniz. İlk yattığınız yer fazla emniyetli değilse, daha güvenli bir yere ayağa kalkmadan ve alçak sürünme yaparak geçeceksiniz. Atışlar (taramalar) bitene kadar yattığınız yerde bekleyeceksiniz. Yani merasim bitmeden ayağa kalkmayı aklınızdan bile geçirmeyiniz…

 

            Bir başka öğretmen:

Gece saat yirmi dört olmuştu. Uzanmış televizyon seyrediyordum. Oğlum uyandı. Yanıma geldi:

— Baba, birkaç gündür evleri taramıyorlar. Acaba mermileri mi bitti, dedi.

 

            Öğretmenler odası bana zindan gibi geldi. Canım sıkıldı. Okulun bahçesine çıktım…

Lice’de yaşananlar gerçekten bunlar mıydı? Korku filmi anlatır gibi anlatıyorlar…

Korku filmi bile böyle basit, böyle olağan bir şekilde anlatılmaz… Şaşırıp kaldım.

Başka bir ülkede bir tek defa bu olaylardan biri yaşansa, hükümetler düşer ve Dünya kamuoyu ayağa kalkar.

Bize özgü bir filmin figüranı olmak için mi bu ilçeye geldim. Ben öğretmenim… Eğitimciyim…

Başrollerde Jandarma yüzbaşısının oynadığını söyledikleri bu film, gerçek olabilir mi?

Ben bu ilçeye kan, dehşet, vahşet, ateş, ölüm, yangın, korku, gerilim, sürgün insanlık dışı olayları görmek, tanıklık yapmak için mi geldim?

            Anlatılanlar gerçekse bu şair yüreğim nasıl dayanacak, bilmiyorum…

 

 

Yıl: 1992

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir