VAHŞETİ GÖRDÜM LİCE’DE–6

 

 

Sayın Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, bu gün 25 Ekim 1993.

Pazartesi gününün öğle sonrası…

Lice çarşısındayım… Vahşeti yaşayan insanların arasındayım…

Her mahallede, her sokakta, her kurumda, her evde farklı şeyler yaşanmış… Acılar, korkular, endişeler insanların bulunduğu mekâna göre değişiyor…

 

            Sayın Tuğgeneralim, senin ölümünden sonra duyduklarımı, gördüklerimi sana anlatmak istiyorum…

Konuştuğum her Liceli senin ölümüne çok üzüldüğünü söylüyordu…

            Birleştikleri ortak nokta şuydu: Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, askeriyenin içindeki çetelere karşı olduğu için öldürüldü… Lice’yi yakmak isteyen çeteye karşı çıktığı için öldürüldü… Dürüst olduğu için öldürüldü…

            Üzgünlerdi… Çaresizlerdi… Perişanlardı… Maddi ve manevi büyük kayıpları vardı…

 

Lice’de, bazı subaylar çok konuşuluyor… Özellikle Karahasan mahallesinde görevli bir subay Licelilerin kahramanı olmuş.

Cuma günü Hatipoğlu soy isimli komutan sağlık ocağındayken, sağlık memurlarından birini yanına çağırmış.

Emir vermiş:

— Karşı sokaktaki yüzbaşıya git. O sokakta bir tane sağlam ev bırakmasın. Koşarak git… Çabuk…

Sağlık memuru korkusundan koşarak sokakta askerlerle birlikte bekleyen yüzbaşının yanına gitmiş…

Asker gibi selam vermiş:

— Komutanım albayım gönderdi. O sokakta bir tane sağlam ev bırakmasın…

Yüzbaşı çok büyük tepki gösteriyor:

— Senin albayının anasını, avradını… PKK’ya yardım edenler varsa onların evini yakalım… Suçsuz, kendi halindeki insanların evini niye yakıyoruz? Devletini seven insanların evini yakarak onları da devlete düşman mı etmek istiyor? Bu pez. PKK’ya gençler katılsın diye elinden gelen her şeyi yapıyor…

Sağlık memuru titreyerek yüzbaşıya bir selam daha veriyor:

— Emredersiniz komutanım!

Arkasına bakmadan sağlık ocağına dönüyor…

 

Sayın Tuğgeneralim, senin ölümünden sonra duyduklarımı, gördüklerimi anlatmaya devam ediyorum…

 

            Akşam Sanat Okulu ve Halk Eğitim Merkezi binamız helikopterin attığı yangın bombalarıyla yanmış… Gittim, gördüm… Okulun müdürü Kastamonulu Sabahattin Bey ölümden dönmüş… Canını zor kurtarmış…

 

Hükümet binasının, jandarma komutanlığının, askerlik şubesinin, emniyet amirliğinin, kaymakamın evinin ortasında olan Lice belediye binası yakılmış…

Belediye kamyonlarını, greyderlerini, otomobillerini ve kiraya verdiği işyerlerini yakmışlar…

Diğer kamu binalarında tek bir kurşun izi yoktu… Belediyeye kin kusulmuş…

 

Taramalar başlayınca, Belediye personeli ve çarşı esnafı en yakın yer olan belediyeye ait kahveye girmişler… Jandarmanın bahçesinden bu kahveye top atışı yapılmış… Top mermisinin delip geçtiği iki duvarı gördüm… Açılan delikten bir insan rahat geçerdi… Kahvedeki insanlar yere uzandıkları için top mermisi üstlerinden geçmiş…

 

Belediye başkanı Nazmı Balkaş’ın evine gitmişler… Nazmı Balkaş evde yokmuş. Ankara’daymış… Evde bulamayınca sinirlerinden çıldırmışlar… Evini darmadağın etmişler… Evden ayrılırken tehditler savurmuşlar:

     Nazmı Balkaş’ı yakalarsak diri diri yakacağız…

Belediye başkanı Nazmı Balkaş’ın Ankara’da oluşu kendisi için bir şans olmuştu…

 

Çarşı mahallesini yakma görevini Bismil ilçesinden gelen özel timlere vermişler.  Timler para, bilezik veren evleri yakmamışlar. Parasız, altınsız fakirlerin evlerini yakmışlar… Timlerin ceketlerinde, pantolonlarında çok cep vardır. Tüm cepleri para ve altınla dolduğu için portakal gibi şişmiş…

 

Erkeklerin çoğu komando taburunda, emniyet amirliğinde gözaltına alınmışlar…

Komando taburunda gözaltından bırakılan bir Liceli ile konuştum. Gözaltında olan erkeklere, üç gündür siperlerin üstüne taş taşıtıyorlarmış… Gözaltında olanlardan bir kısmını bu gün bırakmışlar… Kendisi de bırakılanların arasındaymış…

 

Emniyetin nezaretinden bırakılan Bakkal Ali anlattı: Polisin biri, “yaşadığınıza şükür edin,” demiş… “Ankara’dan gelen emir uygulansaydı, Lice’de bir canlı kalmazdı…”

 

Liceliler, dört gündür gözleri yolda Deniz Baykal’ı bekliyorlar… Duru karakolunun buraya uzaklığı on kilometredir… Dört günde on kilometrelik yolu alamadı… Herhalde Deniz Baykal’ı Lice’ye sokmadılar…

 

Diyarbakır’dan ve diğer illerden ekmek, yiyecek getiren Licelilerin karakollarda bekletildiklerini, Lice’ye girmelerine izin verilmediğini söylüyorlar…

            Olay zamanında çoluk çocuğu, akrabaları Lice’de olup kendileri dışarıda olanlar, patika yollardan, tarlalardan yaya olarak giriş yapmışlar… Lice’ye gizlice girmişler…

 

Polisler Yenişehir mahallesinde panzerlerin mikrofonu ile anons yapmışlar:

            — Sevgili Lice halkı, emniyet amirliği önünde toplanın. Diyarbakır valisi size seslenecek… Zararlarınızın hepsini karşılayacak…

            Emniyet amirliği önünde toplanan halka vali konuşma yapıyor:

            — Sevgili Liceliler. Ben size ekmek getirdim. Teröristler evinizi yaktı. Biz size yardım edeceğiz.

     Kalabalıktan liseli bir genç kızın sesi yükseliyor:

            — Evlerimizi timler, askerler, polisler yaktı. Şimdi bizim mahalleyi yakıyorlar. Arkana bak, alevleri, dumanı görürsün.

            Bir timin eli genç kızın ağzını kapatıyor. Bir kelime daha söyletmeden, karga-tulumba emniyete götürülüyor… Vali beyin keyfi kaçıyor.

            Liseli ufak tefek, sarışın genç kızın, işkencede olduğunu söylüyorlar… Karakolda sesini duyanlar var…

 

            Yenişehir mahallesinde oturanlar vali beyi Emniyet amirliği önünde dinlerken, boş kalan evlerine arama bahanesi ile girenler yükte hafif, pahada değerli ne bulurlarsa alıyorlar. Evleri yakıyorlar.

 

İşyerleri yakılırken bir bayiden dokuz parça beyaz eşya almışlar.

Askerlerle arası iyi olan bayi, durumu bir komutana anlatmış.

Komutan: Eşyanı Bismil’den gelen timler aldı. Şikâyet edersen seni vururlar, demiş. Bayi korkusundan şikâyetçi olmadı… Olamadı…

Sayın Tuğgeneralim, anlatılanlardan en büyük ganimeti Bismil’den gelen timlerin vurduğu anlaşılıyor…

 

PTT’ye telefon etmek için gittiğimde üst üste atılan koliler vardı… Dikkatimi çekti. Birkaçına baktım… Gönderilen iller Gümüşhane, Ankara ve birçok il vardı. PTT memurlarından tanıdığım bir arkadaşa sordum:

— Bu kadar koliyi burada hiç görmedim. Bunlar nedir?

PTT memuru Allah’ın safı dercesine yüzüme bir bakış attı.

Başkalarının duymayacağı bir sesle:

— Dükkânları yakmadan ganimetlerini almışlar. Evlerine gönderiyorlar…

            — Kolilerde neler var?

— Her şey var. Teyp, kot, iç çamaşıra kadar her şey var…

 

            Bu gün esnaf bu kolileri konuşuyordu…

Savcılığa dilekçe yazmaya kimse cesaret edemiyordu…

            Herkesin ağzında tek bir cevap vardı:

— Kimi kime şikâyet edelim…

 

Sayın Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, bu Pazartesi günü bir söylenti hızla yayıldı: PKK intikam için Cuma günü Lice’yi basacak… Haftasında intikam alacak…

            Bu dedikodu bir anda Lice’yi sarstı… Bütün Liceliler telaşa düştü… Cuma gelmeden Lice boşalacak gibi gözüküyor…

            Konuştuğum insanlara açıkça söylüyorum:

            —On bin askerin olduğu bir ilçeyi PKK basamaz. Lice’nin girişi çıkışı askerlerin kontrolündedir. Gece karanlığında uzaktan taciz ateşinden başka bir şey yapamazlar… Hepimiz askerlik yaptık. Gündüz gözü ile kimse gelmez, gelemez…

            Kimseyi inandıramıyorum… Diyarbakır’daki akrabalarına “kamyon gönderin” diye haber gönderenler bile var.

            Çarşıdan eve gelirken sokaklarda birkaç kamyon gördüm… Evlerini yüklüyorlardı…

           

            Sayın Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, ben kamyon çağırmadım, çağırmayacağım… Ailemle birlikte evimde bekleyeceğim… Tecrübem, inancım dağdakiler Lice’ye toplu baskın düzenleyemezler…

            Sevgili komutanım, binlerce kitap okumuş bir öğretmen olarak sana bir itirafta bulunayım:

            — Ben seni öldüren o katillerden, o çeteden korkuyorum… Gözlerini kan bürümüş, bu Lice’ye geldiğimden beri her yaptıkları yanına kâr kalan çeteden korkuyorum… Dağdakilerin arasında bile adamları olan o pervasız, vicdansız, merhametsiz eli kanlı çeteden korkuyorum… Beni öldürüp senin yanına gönderirlerse,  yazmadığım yüzlerce vahşeti orada sana anlatırım…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir