MAZİYE YOLCULUKLAR – 99 – YALAN YAZIYORSUNUZ

MAZİYE YOLCULUKLAR – 99

 

 

YALAN YAZIYORSUNUZ

 

 

Çağdaş Tolga Işık!

            Posta gazetesinde bulduğun köşende, AKP’ye saldırmak için Kâhta ilçesinde caddelere verilen isimleri bahane etmişsin…

            Belediye başkanımız üzerinden AKP’ye vuruyorsun…

            Yazı işleri müdürün, yazını manşete çıkarmış…

 

            Sana bu bilgileri verenler, seni fena işletmişler…

Bizim topraklar, yiğit insanların toprağıdır…

Keklikler de çıkmıştır. Çıkacaktır. Her toprakta keklikler çıkmıştır…

 

            Baştan sona yalan yazmışsın… Yalan! İftira!

            Gerçekleri çarpıtmak için mi kalem oynatıyorsun?

            Ben yalanlarını yüzüne vuracağım…

           

Ben AKP’li değilim! Ben PKK’lı değilim!

            Ben Kâhtalıyım! İdealist bir öğretmenim!

            Şairim! Yazarım! İlericiyim… 68 kuşağıyım…

 

Deniz Gezmiş’in yoldaşıyım. Cezaevi arkadaşıyım.

            AKP’ye saldırmayı devrimcilik sanan çağdaş ırkçılardan tiksiniyorum.

            Bir halkın değerlerine saldırmayı marifet sanıyorsunuz…

 

            Abdullah Turanlı’yı tanıyor musun?

            Belediye başkanlığında nasıl çalıştığını biliyor musun?

            İsmet İnönü Kâhta’ya yol, okul, fabrika yapmadı. Su getirmedi…

 

            Kurtuluş savaşına katıldı, diyeceksin.

            Kurtuluş savaşına Kâhtalılar katılmadı mı?

            Antep savunmasına Kâhtalılar koşmadı mı?

            Kâhtalılar askerlik yapmıyor mu?

 

            Abdullah Turanlı, Kâhta’nın gördüğü en başarılı belediye başkanıdır.

            Feodal bir aileden gelmesine rağmen bir halk adamıdır.

            Belediye başkanlığı koltuğunda oturup gününü gün etmedi.

            Az sayıdaki belediye işçileri ile birlikte çizme giyip kazma kürek salladı.

 

            Rüşvet yemedi! Ayrımcılık yapmadı.

            Akrabaları dâhil bütün Kâhtalıları bir tuttu.  

Kâhtalılara hizmet etmek, Kâhta’yı güzelleştirmek için gece gündüz çalıştı…

 

            Bir devrimci olarak, ben belediye başkanı olsaydım, en güzel caddeye “Abdullah Turanlı Caddesi” adını verirdim…

 

            Hoşuna gidecekse söyleyeyim: Abdullah Turanlı’nın çocukları ülkücüdür…

            Ben devrimciyim… İnanmıyorsan, Namık Kemal Zeybek’e sor…

            Hem beni iyi tanır hem de Abdullah Turanlı’nın çocuklarını…

            Abdullah Turanlı devrimci değildi, ülkücü değildi…

 

Kâhta’yı seven yiğit bir insandı… Çalışmalarına bizzat tanık olduğum için kendisini severim…

            Abdullah Turanlı, çocukluğumun kahramanıdır.

            Kâhtalılar kendilerini horlamayan, hizmet eden insanları unutmaz…

            Vefalıdır Kâhtalım! Kendisine hizmet edenleri bilir, saygı duyar…

Kendisine ihanet edenleri de unutmaz…

 

            Ben, sevgili Abdullah Turanlı’ya Kâhta’mıza yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür ederim…

            “ Akraba gibisi yok” demişsin.

            Abdullah Turanlı akrabam değildir…

 

            Osman Sebri hakkında yazdıkların da yalan.

Diyorsun ki;

            “ Osman Sebri, 1924’te Atatürk’e ve Cumhuriyet’e karşı girişilen Şeyh Sait isyanına katılmış.”

            Yalan! Şeyh Sait isyanına hiçbir Kâhtalı katılmamıştır…

 

            Feodal çelişkilerden dolayı Nuri ve Şükrü ağalar ihbar edilmiş, bir iftira ile ikisi de Diyarbakır İstiklal mahkemesinde asılmışlardır…

 

            Osman Sebri, Şeyh Sait isyanı ile ilgili yargılanmamıştır. Aranmamıştır…

            “Narince nahiyesindeki karakol baskınına, Osman Sebri’nin adı karışmıştır,” diyorsun…

            O karakolda bir genç kıza toplu tecavüz edildiğini neden yazmadın?

 

            Namus meselesinden olayın meydana geldiğini, siyasi bir yönü olmadığını yazsaydın…

Bilmiyorsan, sana işverenlerden gerçeği öğrenseydin…

            Şeyh Sait isyanı 1930 yılına kadar sürdü mü?

           

            Diyorsun ki:

            “Osman Sebri’yi herkes takma adıyla tanıyor: Apo!”

            Kod adı Apo! Hiç utanmayı bilmez misiniz?

 

            Kürtçe amcaya apo, dayıya xalo deriz.

            Bütün amcalarımızın kod adı Apo mu oluyor?

 

            “Daha sonra bu takma ad farklı kişiler tarafından benimsenmiş.”

            Bu kadar ucuz demagoji olmaz…

            Osman Sebri’den dolayı, Abdullah Öcalan “ Apo” kod adını almış demeye getiriyorsun!

            Ayıptır!

 

            Apo, Abdullah Öcalan’ın kod adı değildir. Abdullah’ın kısaltılmışı Apo’dur.

            Mehmet’in kısaltılmışı Memo’dur.

            Mustafa’nın kısaltılmışı Mıçı’dır.

            Kâhtalı Mıçı ismini duydun mu?

            Senin mantığınla kod adı Mıçı, diyeceğiz…

 

            Bir de şöyle diyorsun?

            “ Örneğin: Osman Sebri terörist başı Abdullah Öcalan’ın en sevdiği şair…”

Abdullah Öcalan Osman Sebri’yi seviyorsa, Osman Sebri de terörist demeye getiriyorsun…

Çok zekisin!

 

Abdullah Öcalan Galatasaray’ı seviyor. Senin mantığınla hareket edersek bütün Galatasaraylılara “terörist” dememiz lazım.

İmralı’ya düştükten sonra, avukat görüşmelerinde Mustafa Kemal Atatürk’ü övmeye başladı.

Abdullah Öcalan, Atatürk’ü övüyor diye Atatürk’e terörist diyecek cesaretin var mı?

 

Suriye’de defalarca görüşmüşler diye Osman Sebri’yi terörist yapıyorsun.

Resmini gördüğün o yaşlı Osman Sebri, doğduğu topraklara hasret, gurbette gözlerini yumdu…

 

Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya gibi…

AKP’li belediye teröristin adını parka verdi demeye getiriyorsun.

Ayıptır… Ucuz, çok ucuz lafebeliği yapıyorsun…

 

Osman Sebri şairdir. Yazardır. Dil bilimcidir…

Kâhta topraklarında doğmuş, dünyaca tanınmış bir edebiyatçıdır.

Bir değerimizdir. Anadili ile şiir yazdı diye kimseye terörist diyemezsiniz…

 

Osman Sebri adını bir parka verdiği için Belediye başkanına teşekkür ederiz.

 

Utanmazsanız, köşenizden Belediye başkanına ve belediye meclisi üyelerine talimat vereceksiniz: “Analar Ağlasın Caddesi” “Çamur At İzi Kalsın Parkı” “367 Sokağı” “Her şeye Muhalefet Mahallesi”

Bu isimlerini caddelere verseydi alkışlardınız…

 

Kâhta’ya hizmet etmiş, Kâhta’nın adını onurlandırmış şahsiyetlerin adını parklara, caddelere verince alkışlarız.

Kâhta’ya hizmeti olmamış, sırf akrabası olduğu için verdiği isimleri de eleştiririz.

 

Gerekçeleri ile eleştiririz.

Çamur atmayız. Yalana başvurmayız. Belediye başkanını bahane ederek bağlı olduğu partiye saldırmayız…

 

Aynı düşüncede olmadığım insanların Kâhta’ya hizmeti olursa, gönülden desteklerim…

Yanlışlarını gördüğümde yazarım… Eleştiririm…

 

Bu yazıda savunduğum iki değerli insan, sevgili Abdullah Turanlı ve Osman Sebri’ye tanrıdan rahmet dilerim…

Tanrı size de vicdan versin Çağdaş Tolga Işık! Biraz da terbiye, edep, utanma duygusu versin…

0 Paylaşımlar

Mahmut CANTEKİN

01.01.1952 yılında Adıyaman ili Kâhta ilçesi Cami Mahallesinde Dünya’ya geldi. İlk ve Orta Okulu Kâhta’da okudu. Besni Öğretmen Okulunda öğrenimine devam etti. Osmaniye Düziçi’nden mezun olarak öğretmenlik diplomasını aldı. Afyon ili Sinanpaşa ilçesine bağlı Çatkuyu ve Yıldırım Kemal köyleri ile Tınaztepe kasabasında öğretmenlik yaptı. Rotasyona tabii olduğundan Diyarbakır ili Lice ilçesine atandı. Burada Öğretmenlik, Halk Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Müdürlüğü yaptı. Lice’de beş yıl görev yaptıktan sonra Mersin merkeze atandı. 26 yıl görevden sonra Mersin’de emekli oldu. Kâhta’da yaşamaktadır. Bütün gününü şiir ve yazı çalışmaları ile geçirmektedir. Çeşitli şiir sitelerinde şiirleri yayınlanmaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir